1922 yılının dokuzuncu eylül günü, Türk tarihinde bir dönüm noktasıyla yazıldı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın emirleri doğrultusunda, Türk ordusu, Akdeniz hedefine ulaşma yolculuğundaki muazzam azim ve fedakarlığıyla adeta İzmir’e akarak, şehrin kurtuluşunu sağladı. Bu zafer, sadece bir şehri değil, tüm Anadolu’nun özgürlüğüne giden yollarını açan bir dönüm noktası oldu.

O gün, Temsilciler Heyeti Başkanı Rauf Bey’e gönderilen telgraf, ordunun kararlılığını ve zaferin yaklaştığını müjdelerle doluydu: “Birliklerimiz İzmir doğu sırtlarında düşmanın son direnişini kırdıktan sonra bugün 9 Eylül 1922, mağlup düşmanla birlikte İzmir’imize zaferle girdi. Vapurlara binmesi yasaklanan düşman subayları ve erleri teslim olmaktadır. Ben yarın öğleden itibaren İzmir’de bulunacağım.” Bu mesaj, ordunun cesaretini ve stratejik başarısını ortaya koyarken, aynı zamanda Gazi Paşa’nın zaferin merkezinde yer alacağına dair işaret ediyordu.

O akşam, Gazi Paşa ordusuna duyduğu minnettarlığı ve takdirini dile getiren bir kutlama mesajı gönderdi. “İlk verdiğim Akdeniz hedefine varmakta orduların gösterdiği gayreti ve fedakârlığı saygı ve takdirle anarım. Elde edilen büyük zaferin gerçek yaratıcısı olan değerli arkadaşlarıma samimiyetimle teşekkür ve tebriklerimi bildiririm. Orduların, bundan sonra verilecek hedeflerin alınmasında da aynı başarı ve fedakârlığı gösterme yarışına gireceğine inancım tamdır.” Bu sözler, ordunun gelecekteki görevlerinde göstereceği azmi ve birlik ruhunu vurguluyordu.

İzmir’in kurtuluşu, sadece askeri bir operasyon değil, aynı zamanda halkın özgürlük arayışının da bir tezahürüydü. Hükümet Konağı’nın önünde toplanan İzmirliler, coşkun alkışlarla süvarileri bağırlarına bastı, Türk bayrağını göndere dikti. Bu an, İzmir’in kurtuluşunun sadece bir şehrin değil, tüm Anadolu’nun kurtuluşunun sembolü olduğunu gösteriyordu. Aynı zamanda, Yüzbaşı Zeki komutasındaki süvari birliği Sarıkışla’ya, Binbaşı Reshetin Bey ise Kadifekale’ye bayraklarını göndermiş, bu da farklı bölgelerdeki zaferlerin birbiriyle bağlantılı olduğunu ortaya koyuyordu. 10, 11 ve 12 Eylül’de diğer bölgelerin de kurtuluşu, ülkenin birliği ve bağımsızlığı için yapılan bu büyük çabanın bir parçasıydı.

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 10 Eylül’de otomobiliyle Hükümet Konağı’na gelişi, tüm Türkiye’yi sarstı. Mareşal Fevzi Paşa, Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve Garp Cephesi Kurmay Başkanı Yarbay Asım Bey gibi önemli isimler de Paşa’nın yanında yer alarak bu tarihi anı birlikte yaşadılar. İzmirliler, Gazi Paşa’yı coşkuyla karşılayarak, “Yaşa Mustafa Kemal Paşa” sloganları attı. Gazi Paşa da halka dönerek “Başarı benim değil, sizin milletindir” diyerek, zaferin halkın azmi ve kararlılığıyla kazanıldığını vurguladı. O meydandaki ağaçlar, insanların coşkusunun bir yansıması gibiydi. Hint Müslümanları, İran başbakanı, Afgan elçisi, Rus elçisi gibi birçok yabancı temsilci de bu büyük zaferi kutlayanların başında yer aldı. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası arenada ne kadar önemli bir rol oynadığını gösteriyordu.”}