Tarihin tozlu sayfalarından yükselen bir yankı gibi, Nuri Kurtcebe’nin hikayesi, sanatın ve adaletin kesişim noktasında bir trajediye dönüşüyor. Ünlü karikatürist, Kuvayi Milliye Destanı’nı çizgiye aktaran, Gaddar Davut karakterini yaratan, Nuri Kurtcebe, şimdi 78 yaşına ulaşmış, toplumun en değerli isimlerinden biri olarak, hukukun karanlık dehlizlerinde bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor.
Beş yıl öncesine ait bir sosyal medya paylaşımı, hayatını altüst etmişti. Cumhurbaşkanına yönelik iddialı bir yorumu, 1 yıl 14 ay 7 gün hapis cezasına dönüşmüştü. Şimdi ise 78 yaşındaki Kurtcebe, kesinleşmiş cezası nedeniyle bir kez daha cezaevine girecek. Bu süreç, sadece bir karikatüristin hayatını etkilemekle kalmayıp, yaşlılığın ve sağlık sorunlarının adalete etkilerini de acı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Fethiye 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen dilekçede, Kurtcebe’nin acı gerçekleri çarpıcı bir dille dile getiriliyor. 78 yaşındaki, yüzde 90 engelli, bir gözü görmeyen, nebulizatör desteğiyle nefes alan, kanser ve KOAH hastası bir bireyin cezaevine gönderilmesi, göz göre göre ölümüne neden olmanın kabul edilemez bir uygulaması olarak vurgulanıyor. Tıp bilimi ve vicdanın temel prensiplerine aykırı, sağlık kurulu raporu, bu durumu daha da vahşileştiriyor.
Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu’nun, “Cezaevinde kalması sağlığını olumsuz etkilemez, sakatlık ve kocama hali yoktur” şeklinde gerçeğe aykırı bir rapor düzenlemesi ve Fethiye 2. İnfaz Hâkimliği’nin, “Özel infaz uygulanırsa bu durum hükümlüde suç işlemeyi teşvik edici nitelikte olur” gibi tamamen öznel, siyasi ve niyet okumaya dayalı bir gerekçeyle evde infaz talebini reddetmesi, hukukun sınırlarını zorlayan ve adaletin mihenk taşı olan eşitlik ilkesini çiğneyen bir skandalı temsil ediyor. Bu olay, sanatçı Nuri Kurtcebe’nin hikayesi, sadece bir karikatüristin hayatının sonunu değil, aynı zamanda Türkiye’nin hukuk sistemine dair derinlemesine bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor.”}p>