Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıs konusundaki son raporu, Türkiye’nin uluslararası arenada karşılaştığı hassasiyetleri ve olası gerilim potansiyelini gözler önüne seriyor. Raporun kabul edildiği süreçte, Türkiye’nin TSK’sı hakkında atılan iddialar ve bu iddialara verilen tepkiler, diplomatik bir krize dönüşme riskini artırmış durumda. Bu gelişmelere rağmen, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın “bu rapor yok hükmünde” şeklinde ifadesi, Türkiye’nin kararlılığını gösteriyor.
Raporun hazırlanmasında Yunan kökenli milletvekili Elenora Meleti’nin rolü, iddiaların odağına yerleştirilmiş durumda. Meleti’nin, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Rum kadınlardan cinsel şiddet iddiaları ortaya atması, Türkiye’nin tepkisini daha da derinleştirmiş. Ancak, Dışişleri Bakanlığı’nın bu iddiaları “mesnetsiz ve akıl dışı” olarak nitelendirmesi ve KKTC’nin AP’nin tek taraflı yaklaşımını eleştirmesi, Türkiye’nin konuya bakış açısını net bir şekilde ortaya koyuyor. Raporun 575 leh, 33 aleyhte ve 43 çekimser oyla geçilmesi, Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıs konusundaki farklı görüşlerin varlığını da gözler önüne seriyor.
Avrupa Parlamentosu’nda görev yapan Türk kökenli milletvekilleri, tarihi gerçekleri çarpıtan üslubuyla raporu eleştirerek oylamaya katılmamışlar. Almanya’dan Engin Eroğlu ve Özlem Demirel gibi milletvekillerinin de bu tutum sergilemesi, Türkiye’nin Avrupa’daki temsilcilerinin konuya yaklaşımındaki farklılıkları ortaya koyuyor. Türkiye’nin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) 18, AB Karma Parlamento Komitesi’nde 20’yi aşkın daimi temsilcisi bulunmasına rağmen, raporun hazırlanması ve kabul edilmesinde yaşanan eksiklikler, Türkiye’nin Avrupa’daki etkisini sınırlıyor.
Raporun, “Kanlı Noel” katliamında 364 Türk şehidinin ve “Küvet Katliamı”nda Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve üç çocuğunun hayatını kaybettiği bilgisine yer vermemesi, Kıbrıs Barış Harekatı’nın farklı açılardan değerlendirilmesinin önemini vurguluyor. Bu tür olayların Avrupa raporlarına yansımaması, Kıbrıs konusunda farklı perspektiflerin ve tarihsel gerçeklerin göz ardı edildiği endişesini yaratıyor. Bu durum, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki hassasiyetlerini ve uluslararası arenadaki konumunu yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir.