Üzüm tarımı, Türkiye’nin önemli meyvecilik bölgelerinden birinde, 2026 kuru üzüm sezonunda beklenmedik bir krize sahne oluyor. Üreticiler, hem verimlerinde ciddi kayıplarla karşı karşıya kalırken, alım fiyatlarındaki ani düşüşler nedeniyle ekonomik sıkıntıları artıyor. Bu durum, sektörde uzun süredir devam eden belirsizlikleri daha da derinleştiriyor.

ÇİFTÇİ-SEN gibi sivil toplum örgütleri, TARİŞ ve TMO’nun uygulamalarını eleştirerek, üreticilerin haklarını koruyacak şekilde daha adil bir alım politikası talep ediyor. Sendikaların vurguladığı en önemli nokta, üzüm elde sürecinde yaş üzüm miktarının artması ve bunun da sonuç olarak kuru üzüm üretimindeki verimlilik düşüşüne neden olması. Geçmişte 1 kilogram kuru üzüm için 5-5,5 kilogram yaş üzüm yeterli iken, şimdi aynı miktarda kuru üzüm elde etmek için 7-7,5 kilogram yaş üzüm gerekiyor. Bu durum, üreticilerin maliyetlerini artırıyor ve karlılıklarını ciddi oranda azaltıyor.

Alım fiyatlarındaki düşüş de üreticiler için büyük bir sorun teşkil ediyor. Geçen yıl 16-18 TL/kg seviyesinde olan sofralık yaş üzümün alım fiyatı, bu yıl 11 TL/kg civarına gerilemiş, hatta bazı durumlarda 7-8 TL/kg’a kadar düşmüş durumda. TARİŞ ve TMO’nun belirlediği fiyatlar da geçmiş yıllara kıyasla oldukça düşük, hatta bazı durumlarda üreticilerin maliyetlerini karşılamakta yetersiz kalıyor. Bu durum, üreticilerin rekabet gücünü zayıflatıyor ve birçoklarını iflas eşiğine getiriyor.

TMO’nun alım randevu sistemi de üreticiler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. TMO, üreticilerin ÇKS kayıtlarında “sofralık sultaniye çekirdeksiz üzüm” beyanında bulunmasını şart koşuyor ancak, ürünün “kurutmalık” olduğunun belirtilmemesi durumunda randevu vermiyor. Bu durum, uzun yıllardır sofralık olarak yetiştirilen ve kurutularak kuru üzüm haline getirilen üzümlerin alınmamasına neden oluyor. Sendikalar, bu uygulamanın üreticileri tüccarların insafına bıraktığını ve sektörde adaletsizliğin arttığını savunarak, TMO’dan bu yanlıştan vazgeçmesini talep ediyor.”}

Bu durum, üzüm üreticilerinin geleceğe dair belirsizliklerini artırmakta, sektörde uzun süredir devam eden sorunların çözülmesini de zorlaştırmaktadır.

Bu zorlu koşullarda, üreticilerin haklarını korumak ve sektörün sürdürülebilirliğini sağlamak için devletin, sivil toplum örgütlerinin ve tüm paydaşların işbirliği yapması büyük önem taşımaktadır.

Aksi takdirde, Türkiye’nin önemli meyvecilik bölgelerinden biri olan üzüm tarımı, ciddi zararlarla karşı karşıya kalacak ve gelecekte de benzer sorunlarla mücadele etmek zorunda kalacaktır.

Bu nedenle, üzüm üreticilerinin sorunlarına çözüm bulmak için acil ve etkili önlemler alınması gerekmektedir.

Bu durum, çiftçilerin yaşamlarını etkilemesinin yanı sıra, ülke ekonomisine de olumsuz yansımaları olmaktadır.

Sonuç olarak, üzüm sektöründeki bu kriz, Türkiye’nin tarım politikalarının yeniden gözden geçirilmesinin ve üreticilerin haklarını koruyacak şekilde daha adil bir alım sisteminin oluşturulmasının gerekliliğini göstermektedir.

Bu kritik dönemde, sektörün geleceği için atılacak adımlar büyük önem taşımaktadır.

Umut, daha adil ve sürdürülebilir bir tarım politikasıyla, üzüm üreticilerinin zorlukların üstesinden gelmesi ve sektörün yeniden büyümesi için bulunmaktadır.

Bu zorlu süreçte, üreticilerin dayanıklılığı ve azmi, sektörün geleceğini şekillendirecektir.

Üzüm sektörünün yeniden canlanması için, tüm paydaşların işbirliği içinde çalışması ve ortak hedeflere ulaşması gerekmektedir.

Bu zorlu süreçte, üreticilerin sorunlarına çözüm bulmak için devletin, sivil toplum örgütlerinin ve tüm paydaşların işbirliği yapması büyük önem taşımaktadır.