Muğla’nın Milas ilçesinde, Akbelen Ormanı’nın kalbinde yer alan İkizköy ve çevresindeki köylerin geleceği için büyük bir dönüm noktası yaratacak duruşmalar, yarın Danıştay 6. Dairesi’nde gerçekleşecek. Bu önemli yargılamada, linyit madenciliği amacıyla acele kamulaştırılan 200 parsel üzerindeki 96 davada Danıştay, enerji arz güvenliği gerekçesini sorgulayarak yürütmeyi durdurmuştu. Bu duruşma, sadece mülkiyet haklarıyla ilgili bir mücadele değil, aynı zamanda bölgedeki doğal kaynakların ve yaşamın korunması için verilen önemli bir zafer olabilir.
Duruşma öncesinde, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), acele kamulaştırmanın sadece bir mülkiyet sorunu olmadığını, yaklaşık 627,98 hektarlık alanda bulunan zeytinlikleri, tarım arazilerini, evleri, su kaynaklarını ve değerli yaşam alanlarını tehdit altında olduğunu vurguladı. Platform, maden şirketlerinin sunduğu enerji arz güvenliği gerekçesinin, bilimsel verilerle desteklenmediğini ve bölgedeki hassas ekosistemin korunması açısından kritik bir sorunu göz ardı ettiğini savunuyor. TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası ve Makina Mühendisleri Odası’nın ortak teknik raporu, Türkiye’nin kurulu gücünün ve Ege Bölgesi’nin elektrik arz güvenliğinin, üç termik santralin devreden çıkarılmasıyla bile değişmeyeceğinin altını çiziyor. Bölgenin kendi tüketiminden daha fazla elektrik ürettiği gerçeği ise, madenciliğin gereksiz bir tehdit olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
EGEÇEP, DSİ’nin 2005 tarihli hidrojeolojik etüt raporunda da belirtildiği gibi, kömür işletmesinin bölgedeki yeraltı suyu sistemini olumsuz etkileyebileceğini ve işletme sahası sınırının geri çekilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Bu durum, madenciliğin sadece çevresel bir risk olmadığını, aynı zamanda bölgedeki su kaynaklarının sürdürülebilirliğini de tehlikeye attığını gösteriyor. Ayrıca, Türkiye’nin COP31 konferansı için Antalya’da düzenlenecek çalışmalarına rağmen, kömür madenciliğinin bölgedeki doğal kaynaklara zarar verme potansiyeli, iklim hedeflerine ulaşma çabalarıyla çelişiyor.