Geçmişte, Türkiye’nin eğitim alanındaki değişim ve dönüşümlerine dair değerlendirmelerde, bazı kesimler konuya siyasi bir perspektiften, ‘yanlış uzlaşma’ etkisini göz ardı ederek yaklaşıyordu. Bu durum, kamuoyu oluşturucularının, eğitim meselelerini sadece iktidarın yararını gözeterek analiz etmesine ve konforlu, yankı odası ortamlarında kalmasına yol açıyordu. Bu yaklaşım, gerçek sorunları tespit etme ve çözüm üretme yeteneğini zayıflatıyordu.

Son olarak açıklanan PISA 2025 sonuçları, bu sorumsuz yaklaşımın en çarpıcı örneğini sunuyor. Bu sonuçlar, iktidar yanlısı bir çerçevede değerlendirilmek yerine, eğitimdeki derin sorunları ve bu sorunların nedenlerini ortaya koyma potansiyeline sahip bir fırsat olarak görülebilirdi. Ancak, bu değerlendirme zemini, uzun yıllardır devam eden bir alışkanlık olan ‘iktidar yarar m?’ endişesiyle boğulmuş durumda.

PISA, OECD tarafından yürütülen, küresel düzeyde öğrencilerin bilgi ve beceri düzeylerini ölçen uluslararası bir değerlendirme programıdır. Türkiye’de de bu programın bir parçası olarak yer alan öğrenciler, uluslararası standartlara uygun bir şekilde seçiliyor. Ancak, PISA sonuçlarının Türkiye’nin eğitim sistemindeki başarıyı gösterdiği iddiası, gerçeklerle örtüşmüyor. Eğitimde önemli yatırımlar yapılmasına, altyapının modernize edilmesi ve öğretmen sayısının artırılması gibi faktörler, PISA’daki yükselişin temel nedenleri arasında yer almaktadır. Ancak, bu başarıların değerlendirilmesinde, iktidarın yararını ön planda tutan, eleştirel bir bakış açısı eksikliği görülmektedir.

Özetle, PISA’daki başarılar, siyaset gözlüğüyle değerlendirilmeyip, eğitim sisteminin gerçek ihtiyaçları ve sorunları doğrultusunda stratejik çözümler üretilmesi gereken bir fırsat olarak ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, sadece mevcut başarıları sahiplenmekle kalmayıp, aynı zamanda Türkiye’nin eğitim alanındaki potansiyelini tam olarak gerçekleştirmesine katkı sağlayacaktır.”}