1958 yılının Aralık ayında, İstanbul'un kalbi Davutpaşa'da, bir benzin istasyonunun sahibi Enis’in hayatı sonu değiştirmişti. Bu trajik olay, dönemin en büyük gizemlerinden biri olarak tarihe geçmiş, ancak yıllar sonra beklenmedik bir şekilde çözüme kavuşuyordu. Enis, başının üzerine satırla defalarca vurularak acımasız bir şekilde hayatından koparılmıştı.

Olayın ilk günlerinde, polisi şaşırtan en önemli detay, Enis’in elinde olması gereken kol saatinin kayıp olmasıydı. Güvenlik güçleri, ilk olarak cinayetin ardındaki motivasyonu anlamak için Enis’in çevresiyle görüşmeye başlamıştı. Eski husumetleri, para anlaşmazlıklarını ve olası tanıklıkları araştırıyorlardı. Ancak Enis’in yakınlarının ifadeleri, soruşturmada hiçbir netlik sağlamamıştı. Enis’in, kendisini öldürecek kadar büyük bir düşmanı olmadığına dair bilgiler, soruşturmanın karmaşıklığını daha da artırıyordu.

İlk şüpheliler gözaltına alınmış, ancak katil belirlenememişti. Cinayetin işlendiği saatte, şüpheli Necati’nin Güngören köyündeki bir kahvede arkadaşlarıyla kumar oynadığına dair ifadeler ortaya çıkmıştı. Ancak bu iddia, ayakkabıların yıkanması gibi tuhaf detaylarla birlikte, soruşturmanın çözülememesine katkıda bulunmuştu. Bir süre sonra, soruşturma dosyası kapatılmakla kalmamış, ekip çalışmaları devam etmişti.

Yıllar geçtikçe, Davutpaşa cinayeti, İstanbul’un kriminal tarihindeki en büyük “faili meçhul” örneklerinden biri haline gelmişti. Ancak polis, umudunu kesmemiş, farklı yöntemlerle soruşturmayı sürdürmüştü. Sonunda, olay yerindeki detaylara yeniden odaklanıldığında, dikkat çekmeyen bir unsur aydınlığa kavuştu: Enis’in kolunda olması gereken saat, ortadan kaybolmuştu. Bu kayıp saat, İstanbul’un ikinci el ticaretinin merkezi Tahtakale’de başlayan, film gibi bir operasyonun başlangıcı oldu. 21 yaşındaki bir askerin ifadesiyle, bu saat, Davutpaşa cinayetinin sırrını çözen en önemli delil olarak ortaya çıktı ve 68 yıllık gizem, nihayet çözülmüş oldu.