Saat 20.00 sularıydı, bir coşku dalgası Yunanistan Kipi Sınır Kapısı’ndan içeri süzülüyordu. Kadın ve çocuklardan oluşan, otobüslerle toplanmış bir grup, Türkiye’nin voleybol tutkusunun somut bir kanıtıydı. Tam o sırada, altın sette 15. sayı gelmiş, heyecan doruktaydı. ‘Türkiye… Türkiye…’ sesleri, otobüsün içinde yankılanıyor, coşkuyla birleşiyordu. Meriç Nehri’nin kıyısında, Ayten Alpman’ın ‘Memleketim’ şarkısı, YouTube’dan çalınıyor, duygusal bir atmosfer yaratıyordu. Bu, sadece bir şampiyonluk değil, aynı zamanda bir milletin kalbindeki duyguların, bir araya gelmesinin simgesiydi.

Bu sürpriz şampiyonluk, 20 yılı aşkın sürenin emeğinin, sabrının ve azminin bir sonucuydu. Takımda isimler değişse de, başarı çıtası her zaman yükseliyordu. Her yeni antrenör, ‘bizden biri’ gibiydi; talihsiz Santarelli’nin mirasını devralmıştı. Bu, voleybolun doğru yönetildiğinin, ulusal destekle güçlendiğinin en güzel örneğiydi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Spor Bakanlığı ve Gençlik Spor Genel Müdürlüğü ile bu branşı destekliyor, özellikle son 10 yılda inşa edilen spor salonları, sporun gelişimine büyük katkı sağlıyordu. Bu durum, ülkenin dört bir yanında, en uzak ilde bile yüzlerce antrenör ve binlerce kız çocuklarını hedef almıştı.

Ankara’dan, bu yelpaze, sosyal medyadan gelen mesajlarla besleniyordu: “Falanca köyde bu kızların voleybol topu yok.” Hemen ardından, top ve file o köye ulaştırılıyor, çünkü o kızlar biliyorlardı ki, bir yeteneğe sahiplerse, TVF Spor Lisesi’ne gidebilir, hayatlarını kurtarabilirdi. Bu lise, Ankara Yenimahalle’de Voleybol Federasyonu, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ortak protokolüyle kurulan, Avrupa’da eşi benzeri az bir eğitim kurumuydur. Bu, Türkiye’nin ‘voleybol ülkesi’ olma yolundaki adımların bir parçasıydı; çünkü, bu işi seviyor, önemsiyor ve siyasetin karmaşasından uzak, gayrı resmi bir destekle büyüyordu.

Bu şampiyonluk, sadece bir spor başarısı değil, aynı zamanda Türkiye’nin genç kızlarının potansiyelini keşfetmesinin, sporun toplum içindeki öneminin vurgulanmasının ve ulusal birlikteliğin güçlenmesinin bir göstergesiydi. Bu coşku, voleybolun Türkiye’nin kalbinde taht kurmasının başlangıcı oldu.