Strazburg'un kalbinde, 90'ların sonunda Türk Sinema Günleri Şenliği, sadece bir film festivali değil, aynı zamanda farklı kültürlerin ve ideolojilerin kesiştiği bir buluşma noktasıydı. Yönetmen Reis Çelik'in ‘Hoşça Kal Yarın’ filminin tanıtımında yer aldığı şenliğin atmosferi, o dönemde sinema dünyasında farklı bir ruh taşıyordu. Deniz Gezmiş'i canlandıran Berhan Şimşek'in varlığı, o günlerde sanat ve siyaset arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamak için bir fırsat sunuyordu.
Şenliğin sosyal canlılığı, izleyicilerin yönetmenler ve oyuncularla birebir iletişim kurabildiği, filmlerin ardındaki hikayeleri dinleyebildiği bir ortam yaratmıştı. Geleneksel film gösterimlerinin ardından yapılan sohbetler, yakın plan görme imkanıyla daha da değer kazanıyordu. Bu tür buluşmaların sonunda, şenliğin organizatörü Faruk Günaltay'ın yönettiği büyük bir akşam yemeği, katılımcılar arasında daha da yakın bağlar kurmayı sağlıyordu. Berhan Şimşek, bu tür etkinliklerde sıklıkla karşılaşılan, kendine has bir figür olarak hatırlanıyordu.
Ancak, Berhan Şimşek’in performansıyla ilgili tartışmalar, onun sanat kimliğini şekillendiren önemli bir unsur oluşturuyordu. ‘Minyeli’ ve ‘Deniz Gezmiş’ gibi ikonik rolleri üstlenirken, bazı çevreler onun bu seçimlerini eleştiriyordu. Cumhuriyet Gazetesinde birlikte çalıştığımız İpek Çalışlar, “Minyeli’yi oynamış bir aktörü, Deniz Gezmiş’i oynayamayacağı” yönündeki görüşü, o dönemde birçok tartışma yaratmıştı. Bu durum, bir aktörün rol seçimi konusundaki hassasiyetin ve sanatçıların kimliğinin nasıl inşa edildiğinin bir örneğiydi.