Türkiye’nin siyasi ve ideolojik arenasında, geçmişteki travmaların ve yeni ittifaklar aracılığıyla yeniden canlanmaya çalıştığı bir dönem yaşanıyor. Özellikle PKK’nın açılımlı politikalar sonrası ortaya çıkan boşluk, farklı ideolojik grupların Cumhuriyet’e yönelik eleştirilerini güçlendirmiş, bu eleştirilerin daha da yoğun ve stratejik bir şekilde ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. AKP, MHP, DEM/Öcalan ve HÜDA PAR gibi farklı aktörlerin ortak çabalarıyla, Cumhuriyet’e karşı bir nevi ‘umumi bir muhalefet’ atmosferi yaratılmaya çalışılmıştır.

Bianet’in yayınladığı “Öcalan’a göre İdris-i Bitlisi kimdir?” başlıklı makale, bu atmosferin bir ürünü olarak değerlendirilebilir. Seydîxan Bozkır’ın, terörist başı Öcalan’ı bir filozof olarak yüceltmesi, aynı zamanda mevcut ideolojik zeminde, geçmişten örnekler üzerinden Cumhuriyet’e yönelik bir saldırı taktiği kullanılmasına işaret etmektedir. Bu yazı, İdris-i Bitlisi figürünün, ‘Kürt üst tabakasının tarihsel iradesizliğinin ve devlet kapısına sığınma refleksinin kurucu babası’ olarak sunulması ve ‘Kürt varlığını ve otonomisini asırlarca korumayı başarmış dahi bir diplomatik aklın temsilcisi’ olarak tanımlanması, aslında mevcut ideolojik projeye hizmet etmeyi amaçlayan bir stratejik hamleydi. Bu türden ‘arsız ısrar’, geçmişteki benzer çabaların ve günümüzdeki benzer girişimlerin ortak bir temele dayandığını göstermektedir.

Bu iddialı ve tartışmalı yazı, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın “Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız isimler, hangi aydın kimliği var bilmiyorum” açıklamasına denk gelerek, bu ideolojik hamlenin potansiyel risklerini ortaya koymuştur. İdris-i Bitlisi konusundaki ısrar, FETÖ gibi yapılar tarafından kullanılan, kronolojik hatalı ve anlamsız referanslarla dolu bir ‘anakronizm’ olarak da değerlendirilmektedir. Bu durum, mevcut ideolojik projelerin, tarihsel gerçeklerden kopuk ve manipülatif bir zemine oturtulmaya çalışıldığını göstermektedir. Munzur Press gibi haber sitelerinde yayınlanan benzer yazılar, Lozan ve 1924 Anayasası’na yönelik doğrudan eleştirilerle, Cumhuriyet’e karşı bir propaganda kampanyasının parçasıdır.

Bu propaganda kampanyasının temelinde, üniter yapılı laik ulus devletin sona erdirilip, ‘ümmet birliği’ adı altında parçalı bir yapının kurulması fikri yatmaktadır. DEM Parti ve Öcalan’ın Türkiye’ye dayattığı “demokratik entegrasyon” formülü, Ahmed eş-Şara’nın ifadeleriyle de açıkça ortaya konulmaktadır: ‘Biz bu devlete katılıyoruz derken kendi bölgemizde devlet adına kendimizi yöneteceğiz. İdari ve askeri işleri devlet adına devletin bir parçası olarak kendi bölgemizde kendimiz yürütüyoruz.’ Bu yaklaşım, ABD ve İsrail’in bölgedeki benzer hedeflerine paralel olarak, özerklik ve kendi kendini yönetme ilkesini temel alan bir yapıyı savunmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin geleceği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.”}p>