ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Amerikan cumhuriyetinin temellerinin atıldığı 4 Temmuz’u değil, 9 Eylül’ü, yani İzmir’in kurtuluşının kutlama gününe denk getirmesi, diplomasi dünyasında yankı uyandırdı. Bu beklenmedik tercih, tarihsel bir hassasiyetin göz ardı edildiği gibi bir izlenim yaratarak, diplomatik protokollerde alışılmadık durumların yaşanabileceğine dair soruları beraberinde getirdi. Resepsiyonun, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluş yıl dönümünü kutlama amacını taşıdığına rağmen, İzmir’in kurtuluşının önemini de ihmal etmesi, bir nevi sembolik bir çelişki oluşturdu.
Davetlilerin arasında İYİ Parti Bursa eski Milletvekili ve Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşar Yardımcısı Ahmet Erozan’ın da yer alması, resepsiyonun tartışmalı atmosferini daha da derinleştirdi. Erozan’ın, Büyükelçi Barrack’ın bu seçimine yönelik eleştirileri, “İstenmeyen Kişi” (Persona non grata) statüsüne yakın bir eleştiri barındırıyordu. Erozan’ın, resepsiyona katılarak elini sıkmanın, “günahına ortak olanları” desteklemek anlamına gelebileceğini savunması, sosyal medyada geniş yankı buldu ve tartışmaları alevlendirdi. Bu durum, diplomasi alanında ‘persona non grata’ kavramının, sadece resmi bir uyarıyı aşan, bireysel bir itibar kaybına dönüşebileceğinin de bir örneği olarak değerlendirilebilir.
Resepsiyona Maliye Bakanı Mehmet Şimşek gibi üst düzey yetkililerin katılması, etkinliğin önemine işaret ederken, kimlerin resepsiyona katılmadığı veya protesto ettiği konusunda belirsizlikler yaşandı. Bu durum, etkinliğin potansiyel olarak polarize edici bir zeminde gerçekleştirildiğini düşündürüyor. Ayrıca, İzmir’in kurtuluşının, Türkiye’nin milli hafızasında ne kadar önemli bir yere sahip olduğu, ABD diplomatlarının bu tarihi günü seçerken göz ardı edilmemesi gerektiği vurgulanıyor.
<Olayın karmaşıklığı, ABD’nin tarihsel seçimlerinin, Türkiye’nin ulusal kimliğiyle nasıl bir etkileşimde bulunduğunu da tartışmaya açıyor. Büyükelçi Barrack’ın bu hatası, sadece bir diplomatik yanlış anlaşılmayı değil, aynı zamanda iki ülkenin ortak geçmişine dair farklı bakış açılarını da göz önüne getiriyor. Bu durum, gelecekteki diplomatik ilişkilerde daha hassas ve dikkatli bir yaklaşımın gerekliliğini vurguluyor.