Cumhuriyet’in kalbinden bir elma döküldü! 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, gazetemizin uzun yıllar boyunca hizmetine adamış, adı Cumhuriyet’le özdeşleşmiş Şükran Soner’i hepimiz yitirdik. ‘Şükran abla’ olarak tanınan bu kıymetli meslektaşımız, sadece bir gazeteci değil, aynı zamanda bir bilge, bir rehber ve hepimizin kalbinde özel bir yere sahip bir figürdü.
Şükran abla, Cumhuriyet’e olan bağlılığını sadece mesleki bir görev olarak değil, hayatının merkezine oturtmuştu. Gazetecilik anlayışının en temel ilkesi olan ‘gerçek’i ortaya çıkarmak için yılmadan, durmadan çalışmış, özellikle de Türkiye’nin karşı karşıya olduğu karmaşık sorunlara farklı bir bakış açısıyla yaklaşmıştı. Onun, toplumsal konuları kişisel bir dokunuşla ele alması, okuyucularla arasında kurduğu güçlü bağ, onu hepimizin sevdiği ve saydığı bir isim yapıyordu. O, gerilim anlarında, farklı görüşlerin bir araya gelmesini sağlayan, adil ve dengeli bir diyalog ortamı yaratabilen nadir insanlardan biriydi.
Şükran abla’nın gazetecilik mirası, 1986 yılında Cumhuriyet’e adım atmasıyla başladı. Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle ortaya çıkan Çernobil felaketi gibi küresel bir soruna, Türkiye’nin gerçekleri görmezden geldiği dönemde, kararlılıkla doğru bilgiyi ulaştırmaya çalışmıştı. ‘Karadeniz radyasyon kuşağında!’ başlığıyla hazırladığı dizi yazı, o dönemde Türkiye’de yaşanan bilgi kirliliğine ve sansüre karşı önemli bir direniş örneğiydi. Bu çalışması, sadece Karadeniz’deki kanser vakalarını ortaya koymakla kalmayıp, aynı zamanda toplumun bu acı gerçeği kabul etmesi için de önemli bir adım olmuştu.
Şükran abla’nın, gazetedeki odası, onun hayatının ve mesleğinin bir öyküsünü anlatıyordu. Duvarları yok, masa yok! Sadece Cumhuriyet ve Aydınlanma Mücadelesi’nin büyüklerinin veda günü fotoğrafları, geçmişten bugüne kalan manşetler ve arşiv malzemeleri vardı. O, hayatının son dönemine kadar gazete için çalışmaya devam etmiş, Cumhuriyet televizyonunda yaptığı röportajlarla da fikirlerini paylaşmaya devam etmişti. Onun, emeğin en yüce değer olduğunu haykırdığı, darbe mahkemelerinde adalet arayanların yanında olduğu mücadele dolu yaşamı, hepimize ilham kaynağı olmaya devam edecek.”}çelik, yorgunluğunu yenmek için bir bardak çay hazırladı. Gözleri yorgun görünüyordu ama yüzünde hafif bir gülümseme vardı. “Yarın yeni bir gün olacak,” dedi, sesi yorgun çıkıyordu.