Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Ahmet Davutoğlu'nun sosyal medya paylaşımları sonrası ortaya çıkan tartışmalı 'seçilmiş son başbakan' tanımına karşı, Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Sistemi'nin temel prensiplerini vurgulayarak önemli bir geri dönüş yaptı. Bu durum, iktidar çevreleri tarafından dikkatli bir şekilde değerlendirildi ve tepkiler hızla geldi.
Uçum'un açıklamaları, parlamenter sistemin işleyişine dair farklı bir perspektif sunarken, mevcut yönetim anlayışının anayasal temellerle uyumunu sorguladı. Özellikle, seçmenlerin doğrudan başbakan veya bakan seçme yetkisine sahip olmadığı, genel seçimlerin sonuçlarına göre bir partinin genel başkanının otomatik olarak 'seçilmiş başbakan' olarak kabul edilemeyeceği vurgusu, mevcut siyasi atmosferde önemli bir tartışma yaratmaya yönelikti. Uçum'un bu yaklaşımı, iktidar cephesinin Davutoğlu'nun kullandığı ifadeleri eleştirmesinin ardındaki hukuki ve siyasi gerekçeleri somutlaştırdı.
Açıklamanın merkezinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) rolü ve parlamenter sistemdeki seçim dinamikleri yer aldı. Uçum, seçmenlerin TBMM üyelerini seçerek temsil ettikleri ve bu üyelerin mecliste oluşturduğu çoğunlukla hükümeti kurduğu bir sistemin, doğrudan başbakan seçilmesini mümkün görmedi. Bu noktada, Binali Yıldırım'ın Başbakanlık görevini yürüttüğü dönem de referans gösterilerek, mevcut sistemin hukuki çerçevesinin net bir şekilde ortaya konuldu. Uçum'un, 'seçilmiş' tanımının yalnızca TBMM üyeleri için geçerli olduğunu ve başbakanın atanmış bir figür olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunması, mevcut yönetim anlayışına yönelik bir meydan okuma niteliğindeydi.
Uçum'un açıklamaları, 1982 Anayasası'nın 109. maddesi üzerinden yapılan referansla daha da güçlendi. Bu maddeye göre, başbakan TBMM üyeleri arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanırken, bakanlar da başbakan tarafından milletvekili seçilme yeterliliğine sahip kişiler arasından seçilerek Cumhurbaşkanı tarafından atanırdı. Bu düzenleme, parlamenter sistemde başbakan ve bakanların 'seçilmiş' değil, 'atanmış' olarak değerlendirilmesi gerektiği gerçeğini teyit ediyordu. Bu hukuki çerçeve, iktidar çevrelerinin Davutoğlu'nun kullandığı tanımın, anayasal düzenlemelerle çeliştiğini gösteriyordu.