Ankara’da devam eden Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davası, çarpıcı gelişmelerle karşılaşıyor. Hakim huzurunda sunulan tanıklıklar, dosyanın karmaşıklığını ve davadaki oyuncuların arasındaki potansiyel bağlantıları daha da derinleştiriyor. Duruşma salonunda, tutuklu sanıklar Ayhan Bora Kaplan ve Serdar Sertçelik’in ifadeleri, yargılama sürecinde yeni boyutlar ekledi.

Serdar Sertçelik’in mahkemede yaptığı savunmada, özellikle dikkat çekici iddialar ortaya atıldı. Sertçelik, geçmişte kendisine yönelik takip ve yurt dışı seyahatlerinin, bazı siyasi ve emniyet yetkililerinin kasıtlı eylemleriyle planlandığını savundu. ‘M7’ kodlu gizli tanık olarak sunulan Sertçelik, Cumhur İttifakı isimli bazı isimlerin (Bekir Bozdağ, Yüksel Kocaman, Mücahit Aslan’ın yeğeni) kendisini hedef aldığını ve operasyonun önceden hazırlanmış bir kumpas olduğunu iddia etti. Sertçelik’in, Macaristan’da tutuklu kaldığı süreçte Türkiye’ye iade kararlarının alındığını ve ailesine yönelik tehditlerin sürdüğünü belirtmesi, davadaki hassasiyetin altını çizdi. Ayrıca, kendisine yönelik sahte telefon ve e-posta ihbarları, adalet arayışının ne kadar zorlu olduğunu gösterdi.

Kaplan’ın savunması ise, Sertçelik’in iddialarına yanıt olarak, kendisine yönelik haberlerdeki çarpıklıklara dikkat çekti. İlk gözaltına alındığında hakkında “kaçarken yakalandı” şeklinde haberler yapıldığını belirten Kaplan, kaçmadığını savundu. İstihbarat müdürünün olay günü Murat Çelik ile görüştüğünü ve operasyon yapılması gerektiğinin konuşulduğunu öne süren Kaplan, hakkında gözaltı kararı bulunmadığını iddia etti. Duruşmada, Kaplan, gözaltı sürecinde emniyette kendilerine eziyet edildiğini ve imzalaması istendiğini savundu. ‘Devletin biz üzerine 2-3 cinayet yıkayım da gör’ şeklinde iddialarda bulunan Kaplan, 15 Temmuz'da çekilen bir fotoğrafının kendisine sorulması üzerine, soruşturmanın başından itibaren kendisine yönelik bir kurgu oluşturulduğunu ileri sürdü.

Kaplan’ın, medyanın kendisine karşı yönlendirildiğini ve ‘en başından beri bir infazla, bir ön yargıyla’ dosyasına başladıklarını belirtmesi, davadaki siyasi boyutun daha da belirginleşmesine neden oldu. ‘Ne kadar muhalif medya varsa üzerimize oynadı. Ne kadar Cumhurbaşkanı'nı, bakanını sevmeyen varsa bize yüklendi, bizi hedef gösterdi. Sırf 15 Temmuz'da sokaklara çıktık diye’ şeklinde ifadelerle, yargılama sürecinde sadece suç örgütünün değil, aynı zamanda siyasi arenanın da önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Bu gelişmeler, dosyanın geleceği hakkında belirsizlik yaratarak, yeni delillerin ve tanıklıkların ortaya çıkmasını tetikleyebilir.”}p>”