Venedik’in eşsiz atmosferi, bu yıl da sinema dünyasının dikkatini üzerine çekti. Festivalin ilk günlerinde, 1967 yapımı Tinto Brass’ın ‘Yüreği Ağzında’ filminin restore edilmiş versiyonu, izleyicilere ve eleştirmenlere özel bir deneyim sundu. Açılış töreninden önce gerçekleşen ön gösterim, sinema tarihinin en etkileyici yapımlarından biri olarak kabul edilen bu filmin, yeni nesillere ulaşmasıyla ilgili önemli tartışmaları da beraberinde getirdi.

Salonlar, 60 yıl önce çekilen bu yenilikçi yapımı hayranlıkla karşıladı. Yönetmenin, erotizmi henüz sinemasının temel taşı olmamasına rağmen, bu denli cesur ve deneysel bir çalışma ortaya koyması, günümüzde bile akıllara durgunluk veriyor. Filmin, yaşlı yönetmen tarafından gönderilen yazılı bir mesajla daha da değerlendi, çünkü Brass’ın sinema anlayışına dair düşünceleri, filmin özünü daha da derinleştirdi. Bu ön gösterim, Mostra’nın sinematekçi ruhunu yansıtarak, sinemaseverlere tarihsel bir yolculuk fırsatı sundu.

‘Yüreği Ağzında’ filminin başarısı, sadece teknik açıdan değil, aynı zamanda kültürel bir temsile de işaret ediyor. Film, 1960’ların Londra’sının “Swinging” atmosferini, pop-art, çizgi roman ve yeraltı kültürüyle iç içe geçirerek, sinema diline yeni bir soluk getirmiş. Yönetmen Tinto Brass, görüntüyü bir araç olmaktan çıkarıp, onu hikayenin önüne geçiren, bölünmüş ekranlar, grafik bindirmeler ve hızlı kurgu gibi deneysel tekniklerle harmanlamıştı. Bu yaklaşım, o dönemde sinemacılar arasında büyük tartışmalara yol açmış, ancak Brass’ın vizyonu, sinemayı kurallarına uymak yerine, kurallarını bozan bir figür olarak tarihe geçmişti.

Türkiye’de Brass’ın adı, genellikle bu filmin erotik içeriğiyle özdeşleşmiş olsa da, ‘Yüreği Ağzında’ filminin, Brass’ın sanatsal mirasının sadece bir parçası olduğunu gösteriyor. Film, Fellini, Antonioni ve Pasolini gibi sinema tarihinin önemli isimleriyle aynı dönemin özgürlükçü ruhunu yansıtıyor ve polisiye, pop-art ve deneysel sinemayı bir araya getirerek, sinema dünyasına yeni bir bakış açısı sunuyor. Bu ön gösterim, sinema tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilirken, aynı zamanda sinema sanatının sınırlarını zorlayan Brass’ın mirasını yeniden hatırlatıyor.”}p>