Kitapların kokusu ve sohbetlerin sıcaklığıyla yeniden doğan bir şehri keşfetmek... Bartın’a yolculuk, sadece bir fuar ziyaretinden öte, hafızalara kazınacak bir deneyimdi. İnsanların kalbinde yankılanan değerleri, unutulmamış anıları ve geleceğe dair umutları bir araya getiren bu buluşma, zamanda yolculuk yapmayı sağladı.
Bartın Belediyesi’nin 150. yıl dönümünü kutladığı fuar, okurlara kitapların büyülü dünyasına açılan bir kapı sunarken, aynı zamanda memleket meselelerini de konuşma fırsatı yarattı. Geçim zorlukları, gençlerin hayalleri, ülkenin geleceği gibi konular, fuar alanında sıcak bir sohbete dönüştü. Kitap standlarında, roman karakterlerinin hikayeleriyle birlikte, memleketin derdi ve sıkıntıları da paylaşıldı. Bu buluşmanın değeri, okurların okudukları bir romanın anılarını paylaşırken, aynı zamanda memleketlerine duydukları bağlılığı yeniden hatırlamalarıyla ortaya çıktı.
Fuarın geçmişine doğru bir yolculuk yapıldığında, Cumhuriyet gazetesinin efsane yazarı İlhan Selçuk’un 1997 tarihli “Bir Gün ve Bir Gecelik Rüya…” başlıklı yazısı gün yüzüne çıktı. Selçuk, Bartın’daki fuarı, dostlarıyla bir araya geldiği, Belediye Başkanı Muhammet Rıza Yalçınkaya ile birlikte Amasra’ya yaptığı yolculuğu ve şehrin insanlarını tanıdığı heyecanı ayrıntılı bir şekilde anlatıyordu. Amasra’nın eşsiz manzaraları ve o dönemde yerel halkın yaşam tarzı, Selçuk’un kaleminde hayat buluyordu. “Lala Lala, çeşm-i cihan bu mu ola?” sözü, o dönemde Bartın ve Amasra’nın kültürel zenginliğini ve tarihsel önemini vurguluyordu. Selçuk’un yazısı, Cumhuriyet’in aydınlanma devrimine yaptığı vurguyla, çağın değerlerine dikkat çekiyordu: “Aydınlanma devrimi bir yaşam biçimidir, iktidara yönelik bir politika değil…”
Fuarın atmosferi, Bartın’ın doğal güzellikleriyle birleşince, unutulmaz bir deneyim oluşturdu. Şehrin çevresini dolaşmak, kıyılarını keşfetmek ve yerel halkın hayatına karışmak, fuar ziyaretini tamamlıyordu. İlhan Selçuk’un Amasra’daki gözlemlerini okurken, Karadeniz kıyılarına farklı bir merakla baktık. Sonbahar, kumsalları altın rengine boyamış, dalgalar coşkuyla kıyıya vuruyordu. Ormanlı tepelerin silueti, denize uzanırken, insanın iç dünyasında eski anılar canlanıyordu. Kumsalda yürürken, geçmişten kalma görüntüler aklımıza geliyordu; unuttuğumu sandığım bir yüz, eski bir yolculuk, yıllar önce duyduğum bir ses, sanki karşıma çıkmış gibiydi.
<Denize baktığımda, sahildeki büyük kaya dikkatimi çekti. Üzerinde tek başına bir ağaç vardı. Kökleri o sert kayanın arasına uzanmış, kendisine orada bir yaşam kurmuştu. Ağacın sessizliği, insanın iç dünyasına dönmesine ve hayatın anlamını sorgulamasına vesile ediyordu. Kökleri o kayanın neresine uzanıyordu, suyunu nereden buluyordu, kaç kış geçirmiş, kaç fırtına görmüştü? Bunları bilmek zorunda değildik. Önemli olan, o ağacın hayat sürdürme çabası ve doğayla uyum içinde yaşama örneğiydi. Kökleri, zorlu koşullara rağmen hayata tutunmuş, umudu temsil ediyordu.