İstanbul Silivri'nin gözde projesi Berluna Vista Villaları'nda yürütülen inşaat sürecinde, 70 inşaat işçisi, 2,5 aydır bekleyen ücretleriyle büyük bir adalet arayışına girişti. Projenin bir parçası olan alt yüklenici firmaların ödeme taahhütlerini yerine getirmemesi, işçilerin yaşamlarını doğrudan etkileyerek, haklarını savunmak için toplu eylemlere geçmelerine neden oldu. İşçilerin yaşadığı bu zorlu süreç, yapı sektöründeki benzer sorunlara dikkat çekerek, çalışanların temel haklarının ne kadar önemsendiğini sorgulamaya davetiye çıkarıyor.
Olayın ilk günlerinde, 28 Eylül'de ücretlerinin tahsil edilmesi talebiyle şirket merkezine giden işçilerin, işten çıkarılması, işçilerin mağduriyetini daha da derinleştirdi. İşçilerin bu eylemi, 15 Ekim'de başlatılan ve kısa sürede büyüyen bir protestoya dönüştü. Eylemde yer alan işçilerden Erdal Cin, projenin dışarıdan gelen işçilerin yaşadığı zorlukları vurgulayarak, haklarını arama kararlılığını dile getirdi. Cin'in ifadesi, yaşananların sadece bir ücret sorunu olmadığını, aynı zamanda işçi dayanışmasının ve adalet talebinin de sembolü olduğunu gösteriyor.
Cin, eylem sırasında, “6 gündür ayakkabıyı ayağımdan çıkarmadım, 12 kişi bir arabanın içinde yatıyoruz. Yine de haklarımızdan vazgeçmiyoruz” diyerek, yaşadığı koşulların ciddiyetini ve hak taleplerinin kararlılığını vurguladı. 33 villanın kaba inşatında 6 aydır çalıştıklarını belirten Cin, alt yükleniciler arasındaki anlaşmazlıkların kendilerini nasıl mağdur ettiğini aktardı. Bu durum, projenin karmaşıklığı ve farklı paydaşlar arasındaki koordinasyon eksikliği nedeniyle ortaya çıkan sorunların işçilerin yaşamlarını nasıl etkileyebileceğini gözler önüne serdi.
Olayın ardından, Aydoğanlar Grubu, alt yükleniciyle ilgili tüm sorumluluklarının yerine getirildiğini ve ücretlerin bu şirketler tarafından ödenmesi gerektiğini açıkladı. Ancak, İnşaat-İş'in bu açıklamayı “sorumluluktan kaçış” olarak değerlendirmesi, yaşanan karmaşayı ve farklı paydaşlar arasındaki anlaşmazlıkları daha da derinleştirdi. Bu süreç, sadece işçilerin haklarını arama çabasının ötesinde, yapı sektöründeki şeffaflık ve hesap verebilirlik konularını da gündeme getirerek, benzer olayların önlenmesi için daha güçlü mekanizmaların geliştirilmesinin önemini vurguluyor.