Türk medyasının geçmişi, çoğu zaman itiş kakış, rekabet ve hatta otoriter yönetimlerin gölgesinde şekillenmiş bir yolculuktan ibarettir. İstihbarat şefliği gibi pozisyonlar, deneyimli gazetecilerin gençlere karşı sergilediği küçümseme ve acımasızlıklarla hatırlanırken, mesleğin ilk yıllarında yaşanan ekonomik zorluklar da gazetecilerin dayanıklılığını sınamıştır. Gazetecilik, yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda toplumun sesini duyuran, güç sahiplerinin manipülasyonlarına karşı duran ve kamuoyunu bilinçlendiren bir görevdir.
Tarih boyunca, basın özgürlüğü sürekli olarak tehdit altında kalmıştır. Özellikle 1954-1960 yılları arasında yaşanan baskı dönemleri, gazetecilerin ifade özgürlüğünü kısıtlamış ve sansürün yaygınlaşmasına neden olmuştur. Kamu görevlilerinin iddialarını ortaya atan gazetecilerin hapse atılmaktan kurtulamaması, basın üzerindeki baskının boyutunu gözler önüne sermektedir. Bu türden baskılar, gazetecilerin “tasmalı köpek” veya “cami duvarına işeyen köpek” gibi ağır ifadelerle tanımlanmasına yol açmıştır.
Son yıllarda, basın özgürlüğünün savunulması için gerçekleştirilen eylemler, medyanın önemini yeniden hatırlatmıştır. Ekim 2023’te İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir başta olmak üzere Türkiye’nin 10 şehrinde düzenlenen ortak yürüyüş, 200 yıla yaklaşan basın tarihimizin en kapsamlı eylemi olarak tarihe geçmiştir. Bu yürüyüş, Tele1 TV’nin susturuluşunun birinci yıldönümünü kutlamak ve basına özgürlük talebinde bulunmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ancak bu eylemin medyamızda gerekli çapta yer almaması, medyanın karşı karşıya olduğu kronik sorunların bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.