Kocaeli 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nin duvarları, bugün 12. gününde. Burada, Büyük Önder Atatürk’ün bize emanet ettiği, Cumhuriyet’in 103. yılını, özgürlük bekleyişiyle kutluyorum. Pencereye bir bayrağım olsaydı, o bayrağın gölgesiyle bu tarihi günü daha da anlamlı kılardım. Ancak özgürlüğümüzü kimden aldıklarına bakılmaksızın, Cumhuriyet’in ruhu içinde varlığımızı sürdürmek, onların asla başaramayacakları bir gerçekliktir.

Neden bu duvarların arasında bulunuyorum? Suçum, ‘haber yapmayarak’ bir örgüte desteklemek olduğu iddiası. Ancak bu iddiaya katılmıyorum; örgüte üye olmadım, sadece bir gazeteci olarak mesleğime sadık kaldım. Gazetecilik, sadece olayları aktarmak değil, aynı zamanda sorgulamak, araştırmak ve adaleti savunmaktır. Bir gazetecinin görevi, görünenin ardındaki gerçeği ortaya çıkarmak, bilgiyi doğrulamak ve kamuoyunu doğru yönlendirmektir.

Bu nezarethanenin soğuk duvarları, benim için sadece bir hapishane değil, aynı zamanda düşüncelerimin ve fikirlerimin özgürce dolaşabildiği bir alan. Dört duvar arasında olsam da, gazeteciliğe olan tutkum hiç azalmayacak. Türkiye’nin farklı bölgelerinden, farklı ideolojilere mensup gençlerin gözaltına alındığı, mali şube tarafından yürütülen operasyonlar, Türkiye gündemini derinden etkiliyor. Bu operasyonları yapan genç komiserler arasında, hem başarılı hem de başarısız örnekler var. Bazıları, görevlerini layıkıyla yerine getirirken, bazıları ise kutsallığı şahsi çıkarlarıyla özdeşleştiriyor. Bu durum, adalet sistemimizde ve kamu hizmetlerinde yaşanan sorunların bir yansımasıdır.