İngiltere’de yayımlanmasının durdurulmasıyla büyük yankı uyandıran olay, edebiyat dünyasının sesini yükseltti. Nobel ödüllü yazar Annie Ernaux ve Anne Carson gibi isimlerin de aralarında yer aldığı 150’den fazla tanınmış yazar, İrlandalı yazar Sally Rooney’nin eserlerinin İngiltere’de satışının askıya alınması üzerine hükümete açık bir başlık okuttu. Bu durum, yalnızca Rooney’nin sanatçı kimliğine değil, aynı zamanda ifade özgürlüğünün sınırlarını zorlayan bir eylemin de sembolü haline geldi.

İşçi Partisi’nin Temmuz 2025’te Filistin Eylemi grubunu “terör örgütü” olarak tanımlaması, bu tartışmayı daha da alevlendirdi. Bu karar, binlerce kişinin gözaltına alınmasına ve kamuoyunda geniş çaplı protestoların yaşanmasına neden oldu. Yüksek kar elde uğruna, kültürel çeşitliliği göz ardı eden ve insan haklarına saygısızca bir yaklaşım olarak değerlendirilen bu yasa, edebiyat dünyasında da büyük tepki çekti. Rooney’nin Filistin Eylemi’ne olan desteğini savunması, bu tepkilerin temelini oluşturdu.

Yayınevi Faber’in Rooney’nin eserlerinin satışını durdurma kararı, yalnızca yazarın kariyerine zarar vermekle kalmadı, aynı zamanda ifade özgürlüğü ilkesine yönelik bir saldırı olarak da kabul edildi. Bu durum, İngiltere’de uzun süredir tartışılan sansür ve baskı konularını yeniden gündeme getirdi. Oyuncular Paul Mescal ve Tilda Swinton gibi isimlerin imzaladığı mektupta, bu türden “baskıcı terörle mücadele yasalarına” dayalı kitap satışlarının, ifade özgürlüğünün temel ilkelerine hakareti olduğu vurgulandı. Mektupta ayrıca, “Doğrudan veya dolaylı her türlü sansürü kesinlikle reddediyoruz” çağrısı yapıldı.

Olay, Filistin Eylemi grubunun, “İsrail’in soykırımcı ve apartheid rejimine küresel katılımı sona erdirmek” hedefini güvence altına almasıyla daha da karmaşık hale geldi. Grubun eylemleri, İsrail-Filistin çatışmasının hassas boyutlarını göz önünde bulundurarak, uluslararası arenada önemli bir tartışma yaratmaya devam ediyor. İngiltere polisi tarafından başlatılan sosyal medya paylaşımı incelemesi ve sonuçta yapılan ceza soruşturması, ifade özgürlüğüne yönelik hassasiyetin ve potansiyel risklerin de ne kadar büyük olduğunu ortaya koydu.