1937 yılının mart ayında, Ankara’ya yeni bir soluk getirmek üzere, müzik dünyasına adını altın harflerle yazacak İzzet Nezihi Albayrak, İstanbul’dan yola çıktı. Bu yolculuğun ilk hediyesi, eşi Pakize İzzet Hanım’a yazılmış, tarihi bir mektuptu. Mektupta, “Mufassal” (ayrıntılı) bir şekilde yolculuğunu anlatan İzzet Bey, Ankara’ya varışıyla birlikte, coşkuyla müjdelemişti. Konservatörler ve müzik dünyasının önemli isimleriyle tanışmış, bu şehirde yeni bir hayat kurmaya başlamıştı. Bu mektup, o dönemin Türkiye’sindeki sanat ve kültür hayatının sadece bir parçasıydı.

Kartpostalı geçen yıl bir müzayededen satın alan araştırmacı, mektupta yer alan isimlerden Cevat’ın, Konservatuvarda görevli ünlü müzik insanı Cevad Memduh Altar olduğunu keşfetti. Ancak İzzet Bey’in, Berlin Stern Konservatuarı’nda ünlü kemancı Gesza von Kresc tarafından yetiştirilen bir müzisyen olduğu ortaya çıktı. Pakize İzzet de dönemin tanınan keman sanatçılarından biriydi. İzzet Bey, eşiyle birlikte Riyaseti Cumhur Orkestrası’nda görev aldıktan sonra 1964’e kadar burada çalıştı ve 1960’a kadar Konservatuvarda keman öğretmeni olarak ders verdi. Bu dönem, Türkiye’nin müzik dünyasında önemli bir dönüm noktasıydı.

O yıllarda Konservatuvarda, Atatürk’ün kültür-sanat politikalarının bir sonucu olarak bir araya gelmiş, birbirinden yetenekli hocalar görev yapıyordu. Örneğin, Hitler’in iktidara gelmesiyle Almanya’dan ayrılmak zorunda kalan Liko (Licco) Amar gibi Macar kökenli bir Alman vatandaşı, Türkiye’ye sığınmış ve Ankara Konservatuvarında keman dersleri vermiştir. Walter Gerhardt ve Gilbert Back gibi isimler de Konservatuvarda Türk öğrencilerini yetiştirmişlerdir. Bu hocaların bir araya gelmesi, Suna Kan’ın yetiştirilmesinde de büyük bir etki yaratmıştır. Suna Kan, henüz on yaşındayken ilk resitalini Konservatuvar binasının içindeki Tatbikat Sahnesinde vermiştir.

Suna Kan’ın 1946’daki ilk konserinde, Mozart’ın konçertosunu çalmış, aynı yıl Ankara Radyosu’nun büyük stüdyosunda Hasan Ferit Alnar yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde ilk orkestra konserine imza atmıştır. Yıllar sonra bu günü anlatırken, “İlk konserimde, Mozart’ın konçertosunu çalmıştım. Hoca notayı verdi, dedi ki sen bunu çalış, on beş gün sonra konser var! Yani ben o konçertoyu aldım, eve gittik. Babam başımda tabi... On beş gün sonra konser oldu. Ezbere koca bir konser... Şimdi şaşıyorum bunu ben nasıl yaptım diye!” şeklinde hayretini dile getirmiştir. Suna Kan’ın yetişmesinde, babası Nuri Kan’ın da etkisi büyüktü; Riyaset-i Cumhur Orkestrası’nda keman sanatçısı olarak görev yapmış, Suna Kan’ın müzik yeteneğini fark etmemişti. Ayrıca, Liko Amar ve diğer hocaların da katkısı, Suna Kan’ın dünya çapında tanınan bir keman sanatçısı olmasına zemin hazırlamıştır. 1948’de çıkarılan özel kanun olan “Harika Çocuk Kanunu” ile Paris’e gönderilen Suna Kan, Gabriel Bouillon tarafından yetiştirilmiş ve 1952’de okulu birincilikle bitirmiştir.”}”**