Finansal sistemlerdeki denetim mekanizmalarının karmaşıklığına tanık oluyoruz. Bir yönetimin hatalı kararları, kontrol mekanizmalarının nasıl bir boşluk yarattığını gözler önüne seriyor. Kediye ciğeri emanet eden kendisine tilkiden müfettiş bulur atasözü gibi, bu durum da bir kez daha gözden geçirilmeye değer.
Eski bir SPK Başkanı’nın soruşturması, finans sektöründeki denetim sisteminin zayıflıklarını bariz bir şekilde ortaya koyuyor. İbrahim Ömer Gönül’ün, fon ve borsa spekülasyonlarına göz yummakla suçlanması, kamuoyunun güvenini sarsıcı bir olay. Ancak bu süreçte, aynı kurumun başına atanan bir başka isim, bu kez Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) Başkanı olarak görev yapıyor. Bu durum, soruşturmanın tam ortasında kalmış gibi görünmesi, denetim mekanizmalarının etkinliğine dair ciddi şüpheler uyandırıyor.
Denetim sürecinin nasıl işlediğini incelediğimizde, şirketin finansal tablolarının bağımsız denetim kuruluşları tarafından incelendiğini görüyoruz. Ancak bu denetimlerin, risklerin gerçekte ne kadar büyük olduğunu tam olarak yansıtıp yansıtmadığı sorusu akla gelmeli. TERA Yatırım gibi büyük bir fonun, Profesör Celali Yılmaz tarafından hazırlanan sürdürülebilirlik raporunda yer alan risklerin, aslında fonun geleceği için ne kadar kritik olduğunu sorgulamak gerekiyor.
Raporun bulguları, iklim değişikliği gibi uzun vadeli risklerin, fonların likiditesi ve temerrüt gibi temel riskleri göz ardı ederek hazırlanmış gibi görünüyor. Su stresi, karbon yoğun sektörler gibi riskler ayrıntılı bir şekilde değerlendiriliyor, ancak fonun müşterilerinin parasını geri ödeyememe ihtimali gibi kritik bir risk tamamen gözden kaçırılıyor. Bu durum, sürdürülebilirlik raporlamasının sadece bir kamuoyu manipülasyonu olup olmadığını, risklerin nasıl makyajlandığını ve denetim sisteminin gerçekte ne kadar etkili olduğunu sorgulamamıza neden oluyor.