Türkiye’nin enerji dönüşümüne geçiş sürecinde, Türk bankacılık sektörünün rolü giderek daha belirgin hale geliyor. TBB Başkanı Alpaslan Çakar’ın açıklamaları, sektörün enerjiye olan toplam yatırım miktarının 1 trilyon TL’nin üzerine çıktığını gözler önüne sererken, bu finansmanın yenilenebilir enerjiye ne kadar yönlendirildiğini de ortaya koyuyor. Proje finansmanında her 100 TL’lik kredisinin 53 TL’sinin yenilenebilir enerji projelerine ayrılması, sürdürülebilirliğe olan bağlılığı açıkça gösteriyor.

COP31 Antalya Zirvesi öncesinde yapılan değerlendirmelerde, iklim finansmanı ve enerji dönüşümü gibi kritik konulara odaklanıldı. Özellikle, finans sektörü bu dönüşüm sürecinde üstleneceği rol, stratejik bir öneme sahip. Enerji verimliliğinin artırılması, sanayinin düşük karbonlu üretime geçişi ve yeni teknolojilere uyum, geleceğin yatırım alanları olarak belirlenirken, bankaların bu hedeflere ulaşmada önemli bir rol oynaması bekleniyor. Hürmüz Boğazı’ndaki arz kesintilerinin enerji piyasalarındaki etkileri de dikkate alınarak, enerji güvenliğinin siyasi, ekonomik ve çevresel boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiği vurgulandı.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Türkiye’ye yönelik incelemesi, şebeke yatırımlarının ve enerji verimliliği çalışmalarının yakıt fiyatlarındaki dalgalanmaları azaltmada kritik bir rol oynayabileceğini ortaya koydu. Bu tespit, “35’e 35” hedefine ulaşma yolunda, elektriğin payının 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarılması hedefinin önemini daha da pekiştirdi. IEA’nın küresel enerji yatırımları tahminleri (2026’da 3,4 trilyon dolar) ve temiz enerji alanlarına yönelen yatırım miktarı (2,2 trilyon dolar) da, Türkiye’nin bu dönüşümde aktif rol almasının gerekliliğini ortaya koyuyor.

Türk bankalarının, yenilenebilir enerji projelerinden enerji verimliliği çalışmalarına, sanayiden ulaşıma kadar geniş bir yelpazede finansman sağlama konusunda önemli bir sorumluluk üstlendiği belirtiliyor. Bu durum, Türkiye’nin enerji dönüşümünün finansmanında bankaların aktif rol oynamasını sağlıyor. Ancak, iklim değişikliğinin ekonomik büyüme ve finansal istikrar üzerindeki sistemik etkileri göz önüne alındığında, 2025-2030 döneminde yıllık yaklaşık 7,8 trilyon dolarlık iklim yatırımına ihtiyaç duyulması ve küresel iklim finansmanı yaklaşık 2 trilyon dolar seviyesinde olması, önemli bir finansman açığına işaret ediyor. Bu açığın kapatılması, küresel sermayeyi daha etkili bir şekilde harekete geçirme ve Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmasına katkı sağlama açısından kritik bir öneme sahip.”}p>