Cengiz Boyabat’ın Kovaçayır köyü ve çevresindeki devasa bakır madeni operasyonu, adeta bir çatışma zonuna dönüşmüş durumda. Eti Bakır’ın projeye ilişkin açılan davada, ÇED raporundaki ciddi eksiklikler ve proje faaliyetlerinin itirazlara rağmen devam etmesi, yerel halkın ve çevre örgütlerinin öfkesini daha da tırmandırıyor. Davada, ormanların yok edilmesi, su kaynaklarının aşırı kullanımı ve atık yönetimi gibi konularda önemli şikayetler dile getirilmişken, şirketin bu sorunlara karşı gerekli önlemleri almaması, durumu kritik bir hale getiriyor.
Proje, 1263 futbol sahası büyüklüğünde bir alana yayılıyor ve 224 bin 895 ağacın kesilmesini öngörüyor. Bu durum, bölgedeki ekosistemi ciddi şekilde etkileme potansiyeli taşıyor. Ayrıca, projenin su ihtiyacıyla ilgili endişeler de devam ediyor. Şirketin Gökırmak’tan 4 milyon metreküp su almayı planlaması, bölgedeki su kaynaklarının tükenmesine neden olacağı tahminleri üzerine tartışmaları alevlendiriyor. İmar planı sınırları dışında gerçekleştirilen bu operasyon, yasal düzenlemelere aykırı bir şekilde ilerliyor.
Dava sürecinde ortaya çıkan en büyük sorunlardan biri, ÇED raporunda atık depolama tesisleri ve su yapıları gibi kritik unsurların nasıl değerlendirildiği konusunda net bir bilgi bulunmamasıdır. Bu durum, projenin çevre üzerindeki etkilerinin tam olarak anlaşılmasını engelliyor. Ek olarak, Kovaçayır’da düzenlenen toplantılarda halkın katılımı sağlanırken, protestoların ardından idarenin yeni bir toplantı yapmaması ve alternatif katılım yöntemleri sunmaması, ÇED sürecinin şeffaf olmadığına dair şüpheleri artırıyor. Halkın itirazlarının tutanakta yer almaması ve soru işaretlerinin giderilmemesi, projeye karşı duyulan güvensizliği pekiştiriyor.
Proje yetkililerinin, patlatma faaliyetlerini 10:00-18:00 saatleri arasında yapması, yerel halkın yaşamını olumsuz etkiliyor. Ağır iş makinelerinin durmaksızın çalışması, bölgede huzursuzluğun artmasına neden oluyor. Bu durum, yerel halkın sağlığını ve yaşam kalitesini ciddi şekilde tehdit ediyor. Bu nedenle, proje faaliyetlerinin acilen gözden geçirilmesi ve yerel halkın menfaatlerini ön planda tutacak bir yaklaşımla yürütülmesi gerekiyor.”}