Küresel finans dünyasında adeta bir kabusa dönen gelişmeler, Türkiye’nin ekonomik politikalarını da derinden etkilemeye devam ediyor. Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) yayınladığı son raporlar, altın rezervlerinin küresel ekonomideki yükselişini gözler önüne sererken, Türkiye’nin bu trende nasıl bir tepki verdiğini de tartışma konusu haline getirdi. Özellikle, 28 Şubat 2026’da yaşanan Orta Doğu’daki jeopolitik krizin hemen ardından gerçekleştirilen devasa altın satışları, ülkenin ekonomik stratejisinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
ECB’nin raporunda yer alan bilgilere göre, merkez bankalarının altın üzerindeki ilgisi tavan yapmış durumda. Altının onsu 2024’te %30, 2025’te ise %60 oranında artışla Ocak 2026’da 5 bin 500 doların üzerine çıkarak, dolar ve Euro gibi geleneksel rezerv varlıkların yerini hızla ele geçirdi. Bu durum, dünya genelindeki merkez bankalarının yaklaşık 36 bin tondan fazla altın tuttuğu ve Bretton Woods dönemine yakın seviyelere ulaştığı gerçeğini ortaya koyuyor. Bu yükselişin altında yatan en büyük etken, enflasyon ve jeopolitik risklerin artması olarak gösteriliyor.
Türkiye’nin bu altın stratejisi ise, öncelikle bölgesel bir güvenlik ihtiyacından doğmuş gibi görünüyor. 28 Şubat’taki savaşın ardından, lira üzerindeki baskıyı azaltmak, enerji maliyetlerini karşılamak ve piyasalardaki belirsizlikleri gidermek amacıyla gerçekleştirilen 130 tonluk altın satışları, ülkenin savunma mekanizmalarından birini oluşturmuş. Ancak, bu hamlenin, rezervlerdeki önemli bir azalmaya yol açması, uluslararası yatırımcılar tarafından dikkatle takip ediliyor ve uzun vadeli ekonomik riskler açısından değerlendiriliyor.
Altının değeri, savaş sonrası dönemde dalgalı bir seyir izlemiş. Şubatta düşüşe rağmen mart ve mayıs aylarında yaşanan sert satışlar, yatırımcıların riskten kaçınma eğilimini gösteriyor. Altının onsu, 3 ay boyunca değer kaybetmiş olmasına rağmen, hala küresel piyasalardaki diğer yatırım araçlarına göre daha güvenli bir liman olarak kabul ediliyor. Bu durum, Türkiye’nin altın stratejisinin gelecekte de sürdürülebilir olup olmadığına dair soru işaretlerini artırıyor.”}”>