Yapay zekâ, günümüzün en hızlı gelişen teknolojilerinden biri olarak, şirketlerin teknolojik altyapılarında köklü değişikliklere neden oluyor. Ancak bu devrimin beraberinde getirdiği en ilginç ve aynı zamanda karmaşık unsur, ‘token’ kavramı. Artık sabit lisans bedellerinin yerini, yapay zekâ kullanımının her adımında hesaplanan token faturaları alıyor. Bu durum, şirketlerin teknoloji bütçelerinde alışık olmadıkları bir değişim yaratıyor.
Küreselleşmenin etkisiyle artan dijitalleşme trendi, son yıllarda şirketlerin yazılım alımlarını büyük ölçüde, önceden belirlenmiş lisans ücretleri üzerinden yapmasına yol açmıştı. Yapay zekâ ise bu alışılmışın dışında bir yaklaşım sunuyor. Her bir komut, yanıt, arama veya ‘agent’ işlemi, ‘token’ adı verilen birimler üzerinden değerlendiriliyor ve buna göre faturalandırılıyor. Bu, elektrik veya su gibi kullandıkça ödeme yapılan bir sistemle benzerlik gösteriyor; yani, tüketim miktarınıza göre ödeme yapılıyor.
Bu yeni model, yönetim kurulunun finans ve BT departmanlarından yapay zekâ harcamalarını daha şeffaf ve öngörülebilir hale getirmesini sağlıyor. Ancak bu durum, yalnızca teknolojik bir sorunla çözülebilecek bir mesele değil. Şirketlerin çoğunda, ‘sayaç’ olarak adlandırılan bu kullanım takibi hala yeterince görünür değil. Bu durum, konunun sadece BT birimlerinin değil, aynı zamanda finans, insan kaynakları, pazarlama, satış ve diğer tüm iş birimlerinin de gündemine taşınıyor. Bu, şirketlerin yapay zekâ harcamalarını daha iyi yönetebilmesi için, tüm departmanların ortak bir anlayışa sahip olmasını gerektiriyor.
Maliyetler, sektörlere göre farklılık gösteriyor. Örneğin, teknoloji danışmanlığı şirketi Accenture’ın araştırmasına göre, küresel bir teknoloji şirketinin yıllık ‘token’ harcaması 20 milyon doları aşarken, finans ve sigortacılık gibi işlem yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin poliçe değerlendirme, hasar analizi ve müşteri hizmetleri gibi operasyonlarda çalıştırılan yapay zekâ modelleri için yıllık 150 milyon dolara kadar bütçe ayırdığı belirtiliyor. Bu durum, yapay zekânın şirketlerin mali yapısını ne kadar derinden etkilediğini gösteriyor. Ancak bu durumun, yapay zekânın getirdiği verimlilik artışları ve yeni iş fırsatları ile dengelenmesi gerekiyor.
Ölçekler farklı olsa da, genel eğilim benzer: Kullanım hacmi arttıkça, maliyet öngörüleri sürekli olarak geride kalıyor. Mevcut iş yapış biçimleri devam ederse, küresel şirketlerin ‘token’ bütçelerinin yıl sonuna kadar tükenme riski yüksek. Bazı şirketlerde, son bir yılda maliyetlerin on katına çıktığına dair raporlar bulunuyor. Token maliyetleri, toplam yapay zekâ giderleri içinde, altyapı ve yazılım geliştirme sonrası üçüncü sırada yer alsa da, en hızlı büyüyen ve en az fark edilebilir kalem olma özelliğini taşıyor.
Önemli bir diğer gözlem ise, token birim fiyatlarının hızla düşmesidir. 18 ay önce milyon token başına bir dolar mal olan bir modelin fiyatı bugün önemli ölçüde daha düşük. Ancak bu durum, faturaların otomatik olarak küçülmesini sağlamamaktadır. Bunun nedeni, uzun süredir bilinen bir tüketim davranışını yansıtmaktadır. İngiltere üzerine 700 yıllık veriyi inceleyen Fouquet ve Pearson’ın çalışmasına göre, enflasyona göre düzeltildiğinde aydınlatmanın maliyeti 2000 yılında 1900’e kıyasla 100 kattan ve 1800’e kıyasla 3.000 kattan daha ucuzdu. Mum ve balina yağından gaz lambasına, oradan elektrik ampullüne geçişle birlikte ışık üretmenin birim maliyeti sürekli olarak gerilemiştir.