Teknolojik ilerlemenin hızla sunduğu fırsatlar, işletmeler için bir dönüm noktasını işaret ediyor. McKinsey’nin kapsamlı analizleri, 4,7 trilyon dolarlık bir kâr havuzunun yeniden şekillenme sürecini gözler önüne seriyor. Bu dönüşüm, basitçe verimlilik artışı odaklı değil; mevcut iş süreçlerinin tamamen yeniden yapılandırılması ve yapay zekâ ile entegre edilmesi üzerine kurulu olacak. ‘Ne kadar çok yapay zekâ modeli kullanıyoruz?’ sorusu artık önemsizken, sorulması gereken en kritik soru, ‘Hangi kâr havuzu savunulamaz hale geliyor?’ şeklindedir. Yani, hangi iş modelinin, baştan tasarlanmadan bir ajanın içine gömülmesi, sadece ek maliyetler yaratmak yerine, yeni bir değer zinciri oluşturabilir?

İnternetin yarattığı 1,4 trilyon dolarlık kayma, bu yeni dalganın ölçeğini belirlemede önemli bir rol oynuyor. Ancak Bain & Company’nin yaptığı analiz, bu kaymanın sadece dörtte birinin verimlilik artışından kaynaklandığını gösteriyor. Kalan üçte iki ise, yeni ürün ve hizmetlerin ortaya çıkışı ile pazar payı değişimlerinden kaynaklanıyor. Bu, mevcut işleri daha düşük maliyetlerle yapmanın ötesinde, sektörlerin kökten dönüşümüne işaret ediyor. McKinsey’nin verilerine göre, sektörlerin yüzde 71’i yapısal olarak değişime uğrayacak, bu da internet devriminde yaşanan yüzde 41’lik orana kıyasla önemli bir artış anlamına geliyor.

Yönetim kurulu toplantılarında hala sıkça duyulan ‘Kaç kişilik işi otomasyona bağladık?’ sorusu, mevcut yaklaşımın sınırlılıklarını ortaya koyuyor. 92 sektördeki analiziyle Bain, bu sorunun sadece verimlilik artışını ölçtüğünü ve yapay zekânın potansiyelini tam olarak değerlendiremediğini gösteriyor. 4,7 trilyon dolarlık kaymanın dörtte üçü, mevcut işleri daha ucuza yapmanın ötesinde, yenilikçi iş modelleri ve yeni pazarların ortaya çıkışıyla ilgili. Bu, şirketlerin sadece mevcut operasyonlarını optimize etmek yerine, yapay zekâyı yeni iş fırsatları yaratmak için kullanmaları gerektiğini gösteriyor.

Sektörler, dört ana kümeye ayrılıyor. İlk küme, yani bulut bilişim, veri merkezleri ve yarı iletkenler gibi temel teknolojileri sağlayanlar, 1,5 trilyon dolarlık bir talep patlamasını tetikleyecek. İkinci küme ise, ilaç ve sağlık gibi alanlarda hızlı hareket edebilecek yerleşik oyuncular için büyük fırsatlar sunuyor. Yazılım, otomotiv, danışmanlık, hukuk ve lojistik sektörlerinde ise, yapay zekânın getirdiği değişikliklere adapte olanlar rekabette öne geçecek. Üçüncü küme, artırılmış güçlendirme alanı olarak tanımlanırken, iş modellerinin değişmemesi durumunda şirketin marjlarının sıkışması riski taşıyor. Dördüncü ve en küçük küme ise, ‘devrim’ kümesi olarak adlandırılıyor. Müşteri desteği ve bilişimde teslimat katmanı yapay zekâya kaydırılırken, kâr da zekâ katmanını kontrol eden tarafa doğru hareket ediyor.

McKinsey, bu dönüşümü işletmenin içinden okuyor. Şirketlerin yüzde 80’inden fazlası, en az bir bölümde yapay zekâ kullanıyor ve yazılım ajanlarıyla deney yapanların oranı %62’yi buluyor. Ancak, bu ajanların ölçeklenmesi hala çok düşük bir seviyede (%10’un altında). Yapay zekânın, mevcut işin içine bir eklenti olarak yerleştirilmesi, bireysel verimlilikte 5-15 puanlık iyileşmelere yol açabilirken, bu artışların kâr-zarar tablolarında belirginleşmediği görülüyor. Geleceğin, ‘augmentation’ yani mevcut çalışanı güçlendirmek yerine, çalışma biçiminin tamamen yeniden tasarlanmasıyla şekilleneceği öngörülüyor. Teknolojinin gelişim çizgisi, 2022’de metin yazabilen, 2024’te görev dizilerini yürüten ve 2025’ten itibaren akıl yürütme yeteneklerine sahip ajanların ortaya çıkışıyla destekleniyor. Önemli olan, ajan becerisinin, sadece ne yapılacağını değil, belirli bir şirket için nasıl yapılacağını da kodlamasıdır. Bu, genel amaçlı bir ajan için, bir polisiye değerine ve yetki eşiğine bakarak iadeyi tetikleyen kurumsal beceriyle donatılmış bir yapay zekâ anlamına geliyor.