Hatay’a yönelik yardım çalışmalarına ilişkin devam eden hukuki süreç, yeni detaylarla ve farklı yorumlarla şekillenmeye devam ediyor. Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Akhan’ın savunması, iddiaların merkez üssü haline gelirken, sürecin arka planında önemli bilgiler ortaya çıkıyor. Akhan’ın, 10 milyon ve 4 milyon dolarlık ‘müşteri’ olarak nitelendirilen ödemelerin rüşvetten kaynaklanmadığını savunması, tartışmaları daha da alevlendirmiş durumda.
Akhan, toplam 174 milyon dolar tutarındaki Hatay’a yapılan desteğin, suçlamaya konu edilen rakamın yanında oldukça küçük olduğunu vurgulayarak, bu yardımların sadece afet bölgesine yönelik bir destek olduğunu belirtmiş. Asoy İnşaat’a yönelik konteyner alımı konusundaki iddiaları da yalanlayan Akhan, Adem Soytekin’in ödemelerin bağış olduğunu ifade ettiğini ve bu durumun da iddiaların temellerini sarsmış durumda. Akhan'ın, Galataport projesiyle ilgili İBB ile yapılan protokolü ve bu protokolün Kadir Topbaş döneminde başladığını açıklaması, sürecin daha karmaşık bir boyut kazanmasına neden oldu.
Galataport projesi, 10 milyon dolar bütçeli ve içerisinde Peninsula Oteli’nin yıkılıp yeşil alana dönüştürülmesi ve otoparkın yer altına alınması gibi unsurları barındırıyordu. Ancak kazı sırasında ortaya çıkarılan tarihi Ceneviz Duvarı’nın keşfi, Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından çalışmaların durdurulmasına ve projenin tamamlanmamasına yol açmıştı. Bu durum, projenin maliyetini de artırmış ve tartışmaları daha da karmaşık hale getirmişti. Akhan’ın, bu sürecin de yardım kapsamında gerçekleştiğini savunması, farklı bir bakış açısı sunuyor.
<Ekrem İmamoğlu’nun Akhan’a yönelik soruları ve ardından yapılan açıklamalar, sürecin kamuoyundaki algısını etkilemeye yönelik bir çaba olarak değerlendiriliyor. İmamoğlu, iddia makamının ‘Hatay’da her talebe karşılık veren şirkete para gönderiyor musunuz?’ sorusuna atıfla, Akhan’ın anlattığı sürecin rüşvet ilişkisi olmadığını, aksine deprem bölgesine yönelik yardım kapsamında gerçekleştiğini savunmuş. İBB’nin kurumsal itibarının hedef alındığı iddiası, bu tartışmaların önemini daha da vurguluyor. Bu gelişmeler, depremzedelere yardım sağlama sürecinde şeffaflık ve hesap verebilirliğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.