Tarihin tozlu sayfalarından yükselen bir fırtına gibi, 1919’un Mayıs ayında İzmir’e yayılan bir felaket, şehrin hafızasını sonsuza dek değiştirmiştir. Yunan işgalinin ilk anlarından itibaren yaşanan bu büyük yangın, sadece fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda bölgede yaşanılan karmaşık ve çürük ilişkilerin de bir yansıması olarak tarihe geçmiştir. Bu olay, o dönemde Anadolu’nun kaderini belirleyen, ulusal mücadeledeki kritik bir dönüm noktası olmuştur.

İzmir’in kurtuluş çabaları sırasında, Anadolu’nun farklı bölgelerinden toplanan gönüllüler, şehrin yeniden şekillenmesinde ve özgürlük mücadelesinde önemli rol oynamışlardır. Ancak, işgalin getirdiği kaos ve Yunanlıların yayılmacı politikaları, şehrin geleceği için büyük bir tehdit oluşturmuştur. Bu tehdidin en çarpıcı örneği, 13 Eylül 1922’de patlak veren ve şehrin büyük bir bölümünü saran yıkıcı yangındır. Olayın ardından, şehrin yeniden inşası ve geleceğinin belirlenmesi için uzun ve zorlu bir mücadele verilmiştir.

Yangının kökeni ve sorumluluğu, yıllardır tartışılan bir konudur. Bazı kaynaklar, yangının Ermeni çeteciler tarafından başlatıldığını, diğerleri ise Yunan ordusunun kasıtlı olarak yaktığını iddia etmektedir. Yunan General Anastasios Papoulas’ın, “Anadolu’yu bırakmak zorunda kalırsak, her tarafı yakıp, geride enkaz ve kül yığını bırakacağız” gibi ifadeleri, yangının potansiyel bir senaryo olduğunu göstermektedir. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın ise, Yunan ordusunun benzer eylemlerde bulunmasını engelleme çağrıları, yangının kontrol altına alınması için yapılan çabaları göstermektedir. Ancak, yangının karmaşık koşullarında, sorumluluğun tam olarak kimde olduğunu belirlemek oldukça zordur.

Olayın gerçekleştiği günlerde, İzmir’de sadece İzmir Sigorta Şirketi’nin itfaiye araçları bulunmaktadır. Bu itfaiye ekipleri ve Türk askerleri, yangını söndürme çabalarına rağmen, şehrin karmaşık yapısı ve yangının hızla yayılaşması nedeniyle başarılı olamamıştır. Kramer Oteli, İzmir Palas, Posta ve Telgraf Dairesi gibi önemli yapılar, yangınla birlikte kül altında kalmış ve şehrin imgesini derinden etkilemiştir. Bu felaket, sadece fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda şehrin sosyal, ekonomik ve kültürel yapısının da zedelenmesine neden olmuştur.

O dönemin tanıklarının ifadeleri, yangının nasıl başladığı ve nasıl yayıldığı konusunda önemli bilgiler sunmaktadır. İzmir Sigorta Şirketi’nin İtfaiye Müdürü Paul Greskoviç’in raporları, yangının başlangıç noktası ve gelişme süreçleri hakkında detaylı bilgiler içermektedir. Greskoviç’in, Yunan subaylarının “İzmir’i Türklere bırakmaya mecbur kalırsak yakacağız” şeklinde ifadeleri, yangının potansiyel bir senaryo olduğunu göstermektedir. Bu olay, İzmir’in geleceği için önemli bir ders olmuştur ve ulusal mücadelede daha dikkatli ve stratejik bir yaklaşım sergilenmesine katkı sağlamıştır.”}p>