Anayasa Mahkemesi, Türkiye'nin hatırladığı ve tartışılan Gezi Parkı olaylarının ardından, hak arayışında olan bir yurttaşın hikayesini daha da derinleştirerek, hukuki süreçlerde yaşanan zorlukları gözler önüne seriyor. Selçuk Yıldız'ın başına gelenler, sadece bir bireyin yaralanmasıyla sınırlı kalmayıp, adalet arayışının uzun ve sancılı yolculuğunu temsil ediyor.
2013 yılının yazında, İstanbul'da yaşanan Gezi Parkı eylemleri sırasında, Selçuk Yıldız, işe giderken yanlışlıkla bir çatışma bölgesine denk geldi. Bir polis memuru tarafından atılan gaz bombasının gözüne isabet etmesiyle ağır yaralandı. Olayın ardından başlayan hukuk mücadelesi, yıllarca süren bir mücadele ve birçok kurumun süpürdüğü bir delik gibiydi. Başlangıçta, devletin olaylarda sorumluluğu olduğu yönünde bir karar çıkarken, süreçte yaşanan delil eksikliği ve kurumlar arası koordinasyon sorunları, davayı karmaşık bir hale getirdi.
Yıllar geçti, soruşturmalar başlatıldı, yeniden açıldı, kapatıldı. İlk adli raporlar, yaralanmanın hafif olduğunu gösterirken, daha sonraki tıp raporları, durumun aslında ne kadar ciddi olduğunu ortaya koydu. Kemik kırığı ve sol gözdeki görme kaybı, Yıldız'ın hayatını derinden etkiledi. Ancak, olay sırasında kullanılan gaz bombasının kim tarafından atıldığı, hangi amir kararıyla böyle bir karar alındığı gibi temel soruların cevaplanması uzunca bir süre gecikti.
<Sonunda, 2021 yılında sunulan yeni dijital deliller ve haber görüntüleri, soruşturmanın yeniden başlamasına neden oldu. Ancak, olay günü bölgede görev yapan polislerin kimliklerinin tespit edilmesi, gaz fişeği kullanma yetkisine sahip olan memurların belirlenmesi ve hatta kamera kayıtlarının temini gibi temel adımlar hala eksik kalmış durumda. Bu durum, adaletin gecikmesi ve hak arayışının zorluğu, Gezi Parkı olaylarının ardından yaşanan hukuksal süreçlerin en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti.