İsrail Kültür Bakanı Miki Zohar’ın, ‘NAZA’ belgeselinin Oscar ödülüne layık görülmesi üzerine sergilediği tavır, sanatsal ifade özgürlüğüne yönelik açık bir tehdit olarak değerlendiriliyor. Bakan Zohar, belgeselin “iğrenç” olduğunu iddia ederek, Uluslararası Venedik Film Festivali’ndeki “Jüri Özel Ödülü”nü ‘şoke edici’ bulmuş, yönetmenler Yuval Abraham ve Rachel Szor’un vatandaşlıktan çıkarılmasını talep ederek bu durumu daha da vahşileştirmiştir. Bu hamle, yalnızca yönetmenlerin kişisel güvenliğini tehlikeye atmakla kalmayıp, aynı zamanda sanatçıların ve gazetecilerin baskı altında çalışmasına engel olan bir sendelemeyi de temsil ediyor.
‘NAZA’ belgeseli, İsrail ordusunun Gazze’deki sivil katliamını, özellikle de erkek, kadın ve çocukların hedef alınarak öldürülmelerini ve gözetleme/uzaktan öldürme mekanizmalarını detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Belgesel, İsrail ordusunun itiraflarına ve Filistinlileri hedef alan askeri operasyonların soykırım niteliğini vurgulamaktadır. Bu durum, yönetmenlerin bu cesur ve hassas konuyu ele alma çabasının, İsrail hükümeti tarafından kabul edilemez görülmesi karşısında, ifade özgürlüğüne yönelik ciddi bir ihlal olarak değerlendirilmektedir. Belgeselde kullanılan ‘NAZA’ ismi, İsrail ordusunun sivilleri hedef alırken kullandığı bir kısaltmaya atıfta bulunmakta ve bu durum, belgeselin amacını ve içeriklerini daha da somutlaştırmaktadır.
<Belgesel, Tel Aviv’deki çatılarda gizlice çekilmiş ve katılımcıların kimlikleri, sesleri ve görünüşleri dijital olarak değiştirilerek gizlenmiş, İsrail ordusunun Gazze’de kullandığı ‘gizli sistem’ ve yöntemlere ilişkin detaylı bilgileri sunmaktadır. Belgeselde yer alan İsrail ordusu mensuplarının açıklamaları, yapay zeka teknolojisinin kullanıldığı ve çoğu zaman içinde ailelerin bulunduğu evlerin bombalanması gibi acı gerçekleri de gözler önüne sermektedir. Bu tür uygulamaların, uluslararası hukukun ve insan hakları ihlali olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır. Belgeselde yer alan tanıklıklar, Gazzelilerin sığınak olarak kullandığı yerleşim yerlerinin kasten yakılması ve gıda dağıtımı sırasında öldürülmelerine doğrudan tanıklık etmiştir.
Bu olay, yalnızca yönetmenlerin geleceği için değil, aynı zamanda tüm sanatçılar ve gazeteciler için de ciddi bir uyarı niteliğindedir. Sanatsal ifade özgürlüğünün, baskı ve tehdit altında olabileceği ve bu nedenle savunulması gerektiği vurgulanmaktadır. ‘NAZA’ belgeselinin Venedik Film Festivali’ndeki başarısı, İsrail hükümetinin bu tür cesur ve kritik eserlere karşı sergilediği tepkinin, ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum, uluslararası toplum tarafından dikkatle takip edilmeli ve sanatçıların haklarını savunma çabalarına destek verilmelidir.