Toplumsal düzenin temel taşları olan seçimlerin sonuçları, bazen iktidar tarafından sorgulanmakta ve hatta yok edilmektedir. Seçilmiş yöneticilerin görevden alınması, hapse atılması, seçim sonuçlarının itirazlarla geçersiz kılınması gibi olaylar, demokrasinin sağlıklı işlemesi için kritik olan ‘milli irade’ kavramına doğrudan bir saldırı olarak değerlendirilebilmektedir.
2024 yerel seçimlerinde, ana muhalefet partisi CHP’nin elde ettiği önemli başarılar, iktidar tarafından sorgulanmakta ve çeşitli gerekçelerle seçimlerin sonuçları geçersiz kılınmaya çalışılmaktadır. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerin belediye başkanlıklarının CHP’ye geçmesi, halkın iradesinin açık bir göstergesi olmasına rağmen, iktidar tarafından farklı yöntemlerle engellenmeye çalışılmaktadır. Bu durum, seçilmiş temsilcilerin görev sürelerinin kısaltılmasına ve hatta görevden alınmasına yol açmaktadır.
Bu süreçte, Esenyurt’ta başlayan ve ardından İBB’yi hedef alan bir dizi olay yaşanmaktadır. ‘Milli irade’ adı altında yürütülen bu operasyonlar sonucunda, seçilmiş belediye başkanları görevden uzaklaştırılmış, bazıları tutuklanmış ve partilerden ayrılmak zorunda bırakılmıştır. Aydın’da Çerçioğlu’nun istifası, Afyon’da Köksal’ın partisinden ayrılışı ve Foça’da Fıçı’nın AKP’ye geçişi gibi olaylar, yerel yönetimlerde yaşanan siyasi manipülasyonun boyutlarını göstermektedir. Bu tür transferler, halkın iradesini hiçe saymanın ve siyasi rant yaratmanın bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.
Üsküdar olayı da bu türden bir manipülasyonun somut bir örneğidir. Yerel seçimde AKP’li adayı 23 bin 791 oyla geçen Sinem Dedetaş’ın, cezaevine konulması ve ardından başkanvekili seçiminde CHP’li Sibel Tan Çetinkaya’nın kazanması, seçilmiş yöneticilerin görevden alınmasının ve halkın iradesinin nasıl kolayca bertaraf edilebileceğini açıkça göstermektedir. Bu tür olaylar, demokrasinin temel ilkesi olan ‘halk egemenliğinin’ ne kadar kırılgan olduğunu ve bu ilkenin korunmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.”}çıkış:{