Türkiye’nin siyasi ve sosyal dokusunda son dönemde yaşanan karmaşık değişimler, toplumun farklı kesimlerini derinden etkilemeye devam ediyor. Özellikle iktidar mücadelesi ve bu mücadelenin yansımaları, eğitim, sosyal yardım ve insan hakları gibi temel konularda ciddi sorunlara yol açmış durumda. Müşterilere sunulan ‘iPhone kiralama paketleri’ gibi tüketim odaklı çözümler, sistemdeki köklü sorunlara bir çözüm olarak değil, aksine durumu daha da derinleştiren bir gösterge olarak değerlendirilebilir.
Yeni öğretim yılı, çocukların açlık ve okulların yetersizliği gibi acil ihtiyaçlarla karşı karşıya kalmasıyla başladı. Bu durum, velilerin ekonomik yüklerinin artmasıyla birleşince, eğitim sisteminin geleceği için ciddi bir tehdit oluşturuyor. ‘Ziller okullar, çanlar veliler ve iktidar için çalıyor!’ ifadesi, bu durumu en iyi özetleyen bir ifadedir. Toplumun temel yapı taşları olan çocuklar ve veliler, siyasi çıkarların odağı haline gelmiş durumda.
Özellikle LGBTİ+ aktivistlerine yönelik yapılan operasyonlar ve eşcinselliğe yönelik yasal engeller, ülkede yaşanan ‘her türlü ibnelik’in serbest olduğu bir atmosferi yansıtıyor. Zülfü Livaneli’nin ‘Yiğidim Aslanım’ın mitinglerde çalınmasını istememesi, sanatsal ifade özgürlüğünün kısıtlandığı bir ortamda yaşanan bir tepkiyi temsil ediyor. ‘Böyledir bizim sevdamız’ ifadesi, iktidarın ve toplumun bazı kesimlerinin değer yargılarına dair çarpık bir bakış açısını ortaya koyuyor.
Felsefenin uzun yıllardır ihmal edilmiş olması ve Eflatun’un sadece ‘bir renk’ olarak anılması, düşünce özgürlüğünün ve kültürel mirasın değerinin ne kadar düşük tutulduğunu gösteriyor. Çocuk yoksulluğunun derinleşmesi ve milyonlarca öğrencinin açlıkla mücadele etmesi, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biridir. ‘TAKSİTmetre takalım hayatımıza; yaşamadığımız zamanları fazladan faturaya eklemesinler’ çağrısı, bireysel ekonomik sıkıntıların yanı sıra, kamu hizmetlerinin gelir modeli konusunda da önemli bir soru işareti yaratıyor.