Singapur'un, bağımsızlığını ilanından bu yana sürdürülen genişleme çabaları, küresel kum piyasasında önemli bir dönüşüme neden oldu. Şehir-devletin deniz ve nehir kumuna yönelmesi, betona ve dolguna uygun olmayan çöl kumunun hareketliliğinden kaynaklanıyordu. Bu durum, 1960'lardan itibaren Singapur'u dünyanın en büyük kum ithalatçısı haline getirdi. Bu süreç, ülkenin toprak yüzölçümünü yaklaşık %20 oranında artırmış olsa da, beraberinde ciddi çevresel sonuçlar da getirmişti.
Güneydoğu Asya'daki tedarik kaynakları üzerinde büyük bir baskı yaratarak, kıyı bölgelerinde erozyon, kıyı şeridinin çökmesi ve ekosistemlerin temel besin maddelerinin kaybı gibi sorunlara yol açtı. Ottawa Üniversitesi’nin verileri, kontrolsüz kum çıkarma faaliyetlerinin, Endonezya’ya bağlı Riau Takımadaları’ndaki bazı adaların küçülmesine ve Nipah Adası’nın gelgitlere bağlı olarak sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına neden olduğunu gösteriyor. Bu durum, yeraltı su kaynaklarının tuzlanmasına ve doğal koruma sağlayan mangrov ormanlarının zarar görmesine de katkıda bulundu.
Bu ekolojik sorunlar, Endonezya, Malezya ve Kamboçya’nın Singapur’a kum ihracatını yasaklama kararlarına yol açtı. Ancak, inşaat projelerinin aksamasını önlemek amacıyla Singapur yönetimi, ulusal rezervlerini kullanıma açtı ve alternatif inşaat tekniklerine yöneldi. Hollanda'dan getirilen polder yöntemi, Pulau Tekong Adası’nda uygulanarak, alanın etrafına setler inşa edilerek suyun pompalanması prensibiyle kum dolgusuna alternatif bir çözüm üretildi.
<Yasa dışı kum ticaretinin hala devam ettiği bölgede, Endonezya’nın kum ihracatına yönelik kısıtlamalarının gevşetilmesi, çevre örgütlerinin büyük tepkisini çekti. Bu durum, küresel dengelerde yeni bir uyumsuzluğun ortaya çıkmasına neden oluyor ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma konusunda yeni zorluklar sunuyor.