Türkiye'nin modern tarihine damgasını vuran 12 Eylül askeri darbesi, ülkenin siyasi yapısını kökten değiştiren, demokratik süreçleri askıya alan ve milyonlarca vatandaşın özgürlüklerini kısıtlayan bir olay olarak hafızalara kazınmıştır. Darbe, sadece askeri bir hareket olmanın ötesinde, toplumsal bir travma ve hukuk devletinin ilk adımlarında yaşanan bir sınav niteliğindeydi. Bu olay, o dönemde Türkiye'nin geleceği için önemli bir dönüm noktası oluşturmuş ve demokrasinin yeniden inşa sürecinde izlenen yolların şekillenmesine doğrudan etki etmiştir.
Darbe sonrası dönemde, siyasi partiler faaliyet gösteremez hale gelmiş, parlamento kapatılmış, seçilmiş yöneticiler görevlerinden alınmış ve kamuoyuna baskı artırmış, milli irade tam olarak temsil edilememiştir. Bu durum, anayasal düzenin temel ilkeleriyle çelişmiş ve Türkiye'nin demokratikleşme hedeflerine ulaşmasını engellemiştir. Ancak, darbe döneminin ardından yürüttüğü uzun ve çetin mücadeleler, Türkiye'nin demokrasiye giden yolunda önemli bir adım atmış ve gelecekteki reform çalışmalarına zemin hazırlamıştır.
2010 yılında yapılan anayasa değişikliği, 12 Eylül döneminin en önemli hukuksal gelişmesi olarak tarihe geçmiştir. Halk oylamasıyla kabul edilen bu değişiklik, Anayasa'nın geçici 15. maddesini kaldırmış ve Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin yargılanmasına engel olan bu hukuki bariyer ortadan kaldırılmıştır. Bu karar, darbecilerin uzun yıllardır sürdürdüğü ‘yargılamayabiliriz’ argümanını ortadan kaldırmış ve hesap verebilirliğin önünü açmıştır. Bu süreç, adalete olan inancı güçlendirmiş ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi yolunda önemli bir katkı sağlamıştır.
2012 yılında açılan ve iki yıl süren dava, 12 Eylül darbesinin en üst düzey sorumlularından Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'ya getirildi. Bu dava, Türkiye tarihinde ilk kez askeri bir darbenin hayatta bulunan en önemli isimlerinin sanık sandalyesine oturmasıyla tarihe geçti. Mahkeme, iki isme ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermiş, rütbelerini sökerek darbecilerin itibarını zedelemiştir. Bu karar, Türkiye'nin demokrasiye dönüş sürecinde önemli bir sembol haline gelmiş ve benzer olayların tekrar yaşanmasının önüne geçilmesi için bir ders niteliğinde olmuştur.