Karadeniz’in bereketli topraklarından yükselen fındık, uzun yıllardır Türkiye ekonomisinin önemli bir parçası olmuştur. Ancak, son dönemde bu değerli ürünün üreticisi olan ailelerin karşı karşıya olduğu zorlu koşullar, sektörün geleceği açısından ciddi bir uyarı niteliğindedir. Yükselen maliyetler, rekabetin artması ve kalite sorunları, fındık yetiştiriciliğini kârsız bir uğraşa dönüştürmüştür. Bu durum, sektörün sürdürülebilirliğini tehdit ederken, üreticinin direncini de aşındırmaktadır.
Üretim maliyetlerindeki aşırı artış, fındık yetiştiriciliğini ekonomik olarak sürdürülebilir hale getirmeyi zorlaştırmaktadır. Gübre, bahçeleme, ilaçlama ve hasat işçiliğinin artan maliyetleri, üreticinin gelirini önemli ölçüde azaltırken, aynı zamanda piyasadaki rekabet koşulları da fiyatların düşmesine neden olmaktadır. Bu durum, çiftçinin ürün kalitesini koruyarak pazarda ayakta kalabilmesi için ciddi bir mücadele vermesini gerektirmektedir. Kalite kaybı, fındığın elde kalma riskini artırarak üreticinin daha düşük rakamlara razı gelmesine yol açmaktadır.
Sektördeki karmaşık yapı, TMO’nun (Türkiye Fındık ve Tarım Kooperatifleri Merkez Birliği) rolü ve tüccarlar arasındaki rekabet, fındık fiyatlarının istikrarsızlığına katkıda bulunmaktadır. TMO’nun belirlediği fiyat taban fiyatı, üreticinin maliyetlerini karşılamada yetersiz kalırken, tüccarların piyasadaki arz ve talep dengesini manipüle etme potansiyeli, fiyatlarda dalgalanmalara neden olmaktadır. Küresel pazarda lider konumda bulunan Türkiye’nin, bu karmaşık yapı içerisinde rekabet gücünü koruması ve fındık ihracatını artırması, sektörün geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.
Bu kritik dönemde, fındık sektörünün geleceğini güvence altına almak için acil ve stratejik adımlar atılması gerekmektedir. Devletin, üreticinin maliyetlerini düşürmek, ürün kalitesini artırmak ve piyasa istikrarını sağlamak için somut çözümler üretmesi, sektörün sürdürülebilirliğini sağlayacaktır. Maliyet odaklı devlet desteği, doğrudan gübre, ilaç ve işçilik kalemlerini hedef almalı, düşük faizli tarımsal kredi imkanları sağlanmalı ve regülasyon görevini üstlenerek kotaları kaldırmalı, depolama ve lisanslı depoculuk kapasitesini artırmalıdır. Aynı zamanda, gelişmiş kooperatifleşme modeli ile üreticilerin güçlenmesi ve pazardaki söz sahibi konumlarının artırılması hedeflenmelidir.