ABD Hazine Bakanlığı’nın İran’a yönelik son yaptırım hamlesi, Türkiye’nin uluslararası ticaretteki hassasiyetini bir kez daha gözler önüne serdi. Yaptırım listesine giren üç Türk şirketi – Sky Phoenix, S Sistem Lojistik ve Mes Kargo – sadece İran havacılık sektöründeki faaliyetleriyle değil, aynı zamanda küresel lojistik zincirindeki rolüyle de dikkat çekti. Bu durum, Washington’un İran’ın sivil havacılık ağlarını destekleyen dış kaynaklı şirketleri hedefleme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

İzmir ve İstanbul merkezli Sky Phoenix Hava Yolları Taşımacılığı Ticaret Limited Şirketi, S Sistem Lojistik Hizmetleri Anonim Şirketi ve Mes Kargo Taşımacılık Turizm ve Dış Ticaret Limited Şirketi, ABD yönetimi tarafından İranlı Mahan Air’e çeşitli şekillerde destek sağladıkları gerekçesiyle yaptırım listesine alındı. Mahan Air, 2011’den beri ABD yaptırımları altında tutulan ve Birçevim Muhafızları ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle ele alınan bir havayolu şirketi. ABD’nin bu yaptırım paketinin kapsamını, yalnızca havayolu şirketlerini değil, onların dış ülkelerde kullandığı tedarik, lojistik ve aracılık ağlarını da kapsadığına işaret ediyor.

En çok dikkat çeken iddia, Sky Phoenix’in ABD menşeli Boeing 777 uçakların Mahan Air’e aktarılmasında aracı rol üstlenmesiyle ilgiliydi. ABD Hazine Bakanlığı, Bu uçakların Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman üzerinden İran’a gönderildiğini, ECT Aviation Support gibi şirketler aracılığıyla geçici tescil aldığını ve bu sayede İran’a yönlendirildiğini savundu. Bu durum, Sky Phoenix’in Mahan Air’e maddi, teknolojik veya hizmet desteği sağlayarak yaptırım ihlali yaptığı değerlendirmesine yol açtı. Bu durum, sadece havacılık sektöründeki faaliyetleri değil, uluslararası lojistik operasyonlarda da yaptırım risklerinin artışını gösteriyor.

Sistem Lojistik ve Mes Kargo da yaptırım listesine dahil olan diğer şirketler, Mahan Air adına İran’a sevkiyat koordinasyonu yapma faaliyetleri nedeniyle Washington’ın hedefi haline geldi. Genel satış acenteleri olarak faaliyet gösteren bu şirketlerin, yaptırım altındaki bir şirkete hizmet sağlaması, uluslararası ticarette yaptırım risklerini daha da artırıyor. Bu yaptırım kararları, şirketlerin ABD’de işlem yapabilme yeteneklerini kısıtlamazken, ABD’de bulunan varlıklarının bloke edilmesine ve Amerikan makamlarına bildirilmesine yol açıyor. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası ticaretteki risk yönetim stratejilerini yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir.