Melih Gökçek, Ankara'daki adliye önünde gerçekleştirilen uzun bir ifade sürecinin ardından, dikkat çekici ve tartışmalı açıklamalar yaptı. Sakız çiğneyerek başlayan ve iki saat süren bu görüşmede, Gökçek, kendisini sürekli olarak suçlamalardan kurtaran bir ‘sıçrayan çekirge’ metaforu üzerinden ifade etti. ‘Yüzlerce kez soruşturma geçirdim ve aklandım’ diyerek başlayan ilk ifadeleri, tuhaf bir benzetmeyle devam etti: ‘Hani meşhur bir laf vardır: ‘Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın, üçüncüsünde yakalanırsın. Ben beş yüz sefer sıçradım ve hepsinden istisnasız takipsizlik aldım. Beni yakalayamadılar.’ Bu iddia, hem şaşkınlığı hem de merakı uyandırdı.
İfade süresi boyunca ortaya çıkan en çarpıcı detaylar, Gökçek'in mali durumuyla ilgili verdiği bilgiler oldu. Yurt içinde ve dışında hiçbir mülkiyetinin bulunmadığını, 150 bin TL emekli milletvekili maaşıyla geçindiğini belirterek, ekonomik durumunu aktarmaya çalıştı. Ancak, bu iddialar, daha önce Murat Ağırel tarafından ortaya atılan ve Gökçek’in üzerine 26 ev, arsa ve tarla kayıtlarının olduğunu gösteren tapu dökümüyle çelişti. Ağırel’e yapılan yanıtında ise Gökçek, bu tapu kayıtlarının yanlış olduğunu ve üzerine kayıtlı herhangi bir mülkiyete sahip olmadığını iddia etti. Bu durum, Gökçek’in mali durumu hakkında ciddi şüpheler uyandırdı.
Gökçek’in ifadesinde, geçmişte alıp sattığı 26 adet pasif taşınmazın detaylı bilgileri de soruldu. Bu taşınmazların, aile üyeleri veya üçüncü kişiler adına kayıtlı olmasına rağmen, aslında kendisinin satın aldığı ve kullandığı mülkler olduğunu savundu. Ancak, çocukları adına kayıtlı şirket ve taşınmazlar hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmadığını ifade etti, bu da durumun karmaşıklığını daha da artırdı. Bu iddialar, Gökçek’in geçmişte yaptığı ticari faaliyetler ve mülkiyetler hakkında önemli soruları beraberinde getirdi.