Türkiye Sigorta’nın Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü’nün hazırladığı ‘Uzun Yaşam Ekonomisi’ başlıklı rapor, demografik yapımızda yaklaşan devrimi ekonomik ve sosyal sonuçlarıyla irdeleyen önemli bir çalışmaya dönüştü. Rapor, yaşam beklentisinin artışıyla birlikte ortaya çıkan, sağlık sistemlerinden sosyal güvenlik mekanizmalarına, bireysel tasarruflardan karmaşık sigorta ve emeklilik ürünlerine kadar uzanan dönüşümü derinlemesine inceliyor. Raporun merkez fikri, bu değişen gerçekliğe uyum sağlamak ve geleceğin finansal sistemlerini şekillendirmek için acil adımlar atılması gerektiği üzerine kurulu.

Rapor, dünya genelinde 65 yaş üstü nüfusun 2050 yılına kadar 1,6 milyara ulaşacağı tahminini vurgulayarak, küresel bir ekonomik dönüşümün eşiğimize geldiğimizi belirtiyor. Bu durum, her 10 kişiden birinin 65 yaşının üzerinde olmasına karşılık 2050’de bu oranın her 6 kişiden birine yükselmesiyle, ekonomik faaliyetlerin ve tüketim alışkanlıklarının temelini değiştirecek. Japonya ve İtalya gibi ‘ileri yaşlı’ toplumlar haline gelen ülkelerle rekabet edebilmek için Türkiye’nin de bu dönüşüme hazırlıklı olması gerekiyor. Mevcut durumda, 77,3 yıl ortalama yaşam süresiyle OECD ortalamasının altında kalan Türkiye’de, her emekliye düşen 1,6 çalışan sayısı, 2050’ye kadar daha da azalacak ve bu durum, sosyal güvenlik sistemlerinin üzerine ciddi bir yük binecektir.

Rapor, yaşam süresinin uzamasının sadece sosyal güvenlik sistemleri üzerinde değil, aynı zamanda sağlık harcamaları ve emeklilik tasarrufları gibi alanlarda da önemli değişiklikler yaratacağını öngörüyor. Avrupa’da bir emekliyi finanse etmek için gereken çalışma çağındaki insan sayısı 2050’de ikiye düşmesi beklenirken, bireylerin emeklilik dönemleri için daha uzun vadeli ve daha fazla tasarruf yapması gerekecek. Bu bağlamda, BES (Bireysel Emeklilik Sistemi) ve TES (Tamamlaycı Emeklilik Sistemi) gibi tasarruf mekanizmalarının önemi daha da artacak. Ayrıca, sağlık sigortalarının rolü de bu dönüşümde kritik bir yere sahip olacak. Küresel sağlık sigortası prim üretimi 2025’te %12,3’lük bir büyüme gösterecek ve Türkiye’de özel sağlık sigortalarının GSYH içindeki payı da %0,3’lük bir artışla önemli bir orana ulaşacak. Bu artış, sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmanın yanı sıra, sağlık harcamalarının da artmasına neden olacaktır.