İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son dönemde küresel arenada yoğun bir diplomatik faaliyet sergileyerek, ABD ile olan gerilimin tırmanışına karşı yeni bir çözüm arayışına girişti. Bu kapsamda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile St. Petersburg'da gerçekleşen kritik toplantı, Arakçi'nin bölgesel hedeflerini netleştirmede önemli bir adım oldu. Bu görüşmeden önce, İslamabad ve Muskat'taki temaslar, nükleer konuların bir kenara bırakılıp, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, bölgesel güvenlik önlemleri ve somut bir çözüm zemini üzerine odaklanılması stratejisini belirledi.
Muskat'taki müzakerelerde, İran'ın önceliği, ABD'nin bölgesel güvenlik konusundaki hassasiyetlerine karşı dengeli bir yaklaşım sergilemek oldu. Pakistan'a sunulan, savaşın sona ermesi için yeni bir öneri, İslamabad'ın bu süreçte kolaylaştırıcı rol üstlenmesi beklentisiyle şekillendirildi. Ancak, ilk görüşmelerin sonuçsuz kalması, ABD'nin aşırı taleplerine işaret etti ve İran, bu durumun, 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) çöküşünden alınan derslerle ilgili olduğunu savundu. Bu diplomatik hamle, İran'ın bölgesel destek arayışıyla, diplomatik bir yalıtım oluşturmaya yönelik stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Arakçi'nin İslamabad'daki Pakistan hükümetiyle yaptığı görüşmeler, bu stratejinin somut bir örneğiydi. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve ekibi, müzakerelerde önemli bir rol oynamak ve İran ile Washington arasında bir arabuluculuk yapabilmek için çaba gösterdi. Ancak, İran, bu sürecin ABD'nin aşırı taleplerinden kaynaklandığını savundu. Bu diplomatik aktivite sırasında, Katar, Suudi Arabistan, Mısır ve Fransa'nın dışişleri bakanlarıyla yapılan telefon görüşmeleri, İran'ın küresel arenadaki etkisini artırma çabasının bir göstergesi olarak yorumlandı. Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, deniz yollarının bir pazarlık kozu veya baskı aracı olarak kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Tahran'ın bu karmaşık diplomatik hamlesi, enerji güvenliği açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı'nın kontrolü ve açılması hedefiyle doğrudan bağlantılı. Körfez ülkeleri, boğazın kapalı olması nedeniyle enerji ihracatında büyük bir darbe alırken, önceliklerini deniz güvenliği ve boğazın yeniden açılması olarak belirledi. Rusya'nın müzakerelerdeki varlığı ise, nükleer anlaşmadaki teknik rolü ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkisi nedeniyle stratejik bir önem taşıyor. Görüşmelerde, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının Rusya'ya devredilmesi gibi konuların da gündeme geldiği belirtiliyor. Bu süreç, 1 Mayıs'taki kongre onayı, Trump'ın Çin ziyareti ve yaklaşan Hac mevsimi gibi kritik zamanlarda yürütülürken, kamuoyundan uzak bir şekilde gerçekleşmesi beklentisiyle şekilleniyor. Bölgede yaşanan bu karmaşık gelişmeler, küresel enerji piyasalarını ve uluslararası güvenlik dengelerini derinden etkileme potansiyeli taşıyor.”}