Günümüzün dijital çağında, sosyal medya platformları artık sadece iletişim araçları değil, aynı zamanda küresel jeopolitik güçlerin sahne olduğu karmaşık bir arenedir. Algoritmaların insan psikolojisini nasıl manipüle ettiği, milli medya kuruluşlarının karşı karşıya olduğu ekonomik ve sosyal zorluklar, son verilmemiş bir tartışma konusudur. Bu bağlamda, Türkiye özelindeki değerlendirmelerimize odaklanarak, bu karanlık suların yüzeye çıkmasına katkıda bulunmayı amaçlıyoruz.

Öncelikle, küresel sosyal medya şirketlerinin, insan doğasının derinlerine inen algoritmik stratejileri ve bu stratejilerin milli medya kuruluşlarına karşı uyguladığı haksız rekabet yöntemleri göz ardı edilemez. Dezenformasyon kampanyaları, kitlesel manipülasyon araçları ve telif hakları ihlalleri gibi konular, yerli medyanın varlığını tehdit eden en büyük faktörler arasında yer almaktadır. Ayrıca, “üretken yapay zeka” teknolojisinin, değerli arşivlerin bedelsiz olarak farklı platformlara aktarılması gibi, uzun vadeli riskler de göz ardı edilmemelidir. Bu tür uygulamalar, yayın trafiğini saptırarak, yerli medyanın gücünü zayıflatmaktadır.

Bu durumun arkasında yatan gerçek, global şirketlerin algı yönetimi stratejileridir. Londra merkezli araştırma şirketi Public First tarafından hazırlanan ve 2026 yılında yayınlanan “Meta’nın Türkiye’deki Etkisi!” başlıklı rapor, bu stratejilerin somut bir örneğini sunmaktadır. Rapor, Meta ekosisteminin Türkiye’deki dijital ekonomik hacme olan katkısını 1.7 trilyon liraya (yaklaşık 53 milyar ABD Doları) çıkararak, şirketin Türkiye’deki etkisini abartılı bir şekilde göstermeye çalışmaktadır. Ancak, bu raporun fonlayıcısı olan Meta’nın, sistemdeki sakatlıkları görmezden geldiği ve sadece olumlu yönleri vurguladığı açıkça görülmektedir. Bu durum, raporun gerçek amacının, Meta’nın Türkiye’deki itibarını korumak ve ekonomik etkisini meşrulaştırmak olduğu anlamına gelmektedir.

Raporun en ilginç yanı, Public First’in Meta’ya sadece bir rapor hazırlamasıyla kalmayıp, aynı zamanda platformun olumlu yönlerini ortaya çıkaracak sorular tasarlamasıdır. Bu, raporun tamamen Meta’nın kontrolü altında olduğu ve kritik bir eleştiri sunamayacağı anlamına gelmektedir. Rapor, veri gizliliği ihlallerine, dezenformasyonun toplumsal maliyetine ve yerli medyanın reklam gelirlerini vakumlamasına dair hiçbir değerlendirme içermemektedir. Bu durum, Türkiye’nin dijital geleceği için ciddi bir uyarı niteliğindedir: Algı manipülasyonu ve ekonomik sömürü, milli medyanın bağımsızlığını ve gücünü tehdit etmeye devam edecektir.