Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim çalışanlarına sağladığı bu önemli destek, yıllar içinde önemli ölçüde gerilemiş durumda. Hizmet sınıfı ayrımcılığı nedeniyle birçok eğitimciye ulaşmayan bu ödeneğin, eğitim sisteminin temel pilieri olan emekçiler için adil bir değer olarak yeniden tanımlanması gerektiği savunuluyor. Sendikalar, bu durumun eğitim kalitesini olumsuz etkilediğini ve eğitim çalışanlarının motivasyonunu düşürdüğünü vurguluyor.
Yaklaşık 55 bin eğitim çalışanı, hizmet sınıfı veya kadro unvanı gibi kriterlerin, eğitim hizmetinin ortak bir sorumluluk olduğu gerçeğini değiştirmesi gerektiğini savunuyor. Tüm Eğitim Çalışanları Sendikası (TEÇ-SEN) Genel Başkanı Ümit Demirel, bu konuyu çarpıcı bir dille ifade ederek, “Eğitim öğretim hizmeti, bireysel çabalardan ziyade, ortak bir emekle inşa edilmelidir” diyerek, bakanlığın bu yaklaşımını eleştiriyor. Demirel’in bu çağrısı, eğitim sisteminin geleceği için kritik bir öneme sahip.
Eğitim ödeneğinin günümüzdeki düşük seviyesi, sadece bir maddi eksiklikten öte, eğitim çalışanlarının haklarının görmezden gelinmesi anlamına geliyor. Sendikalar, ödeneğin kapsamının genişletilmesi ve ekonomik değerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu talepler, eğitim sisteminin sürdürülebilirliği ve kalitesi için hayati önem taşıyor. Eğitim çalışanlarının sendikalar aracılığıyla dilekçe eylemi başlatması, bu talebin sesini duyurmak için önemli bir adım.
Eylemin amacı, 657 sayılı Kanunun Ek 32'nci maddesinde gerekli kanuni düzenlemenin yapılması ve eğitim çalışanlarına bir maaş tutarında ödenmenin sağlanması. Eğitimciler, geçmişte eğitim ödeneğinin asgari ücretin yüksek bir yüzdesi olarak belirlenmiş olmasına ve günümüzde bu oranın düşmüş olmasına dikkat çekerek, bu durumun AKP iktidarı dönemindeki ekonomik ve politik tercihlerle ilişkili olduğunu vurguluyor. Bu talebin karşılanması, eğitim çalışanlarının motivasyonunu artıracak ve eğitim sisteminin geleceğine olan güveni güçlendirecektir.