Ekonomik göstergelerin ikinci çeyrek verileri, Türkiye’nin gelir dengesinin çarpık bir şekilde sermaye lehine kaydettiğini açıkça ortaya koyuyor. Milli gelirin toplamda yüzde 2.3 oranında artış göstermesi, aslında sermaye sahiplerinin elde ettiği büyümeyi yansıtıyor. Ancak, bu artışın temelinde, emeğin gelirden aldığı payın önemli ölçüde azalması yatıyor. Yılın ilk yarısında 4.6 puanlık bir düşüşle yüzde 42.7’den yüzde 38.1’e gerileyen emek payı, sermayenin ise 3.9 puanlık bir artışla yüzde 37.7’den yüzde 41.6’ya yükselmesi, gelir dağılımındaki eşitsizliğin acı bir şekilde göz önüne serdimizi gösteriyor.

Bu durum, sadece istatistiksel bir veri olmanın ötesinde, ekonomik yapının temel bir sorununu işaret ediyor. Ülkenin en büyük sektörlerinden tarımın yüzde 13.3’lük bir büyüme göstermesi, genel büyüme hedeflerine katkıda bulunmuş olsa da, bu artışın girdi maliyetlerindeki aşırı yükseliş ve gıda enflasyonuyla dengelenmemesi, tüketiciler için ucuzluk yerine pahalılık anlamına geliyor. Bilgi teknolojileri ve sanayi gibi diğer sektörlerdeki büyüme oranları da bu genel trendin altında seyrediyor, inşaat sektöründe ise gerileme yaşanıyor. Bu durum, ekonominin farklı bölgelerinde ve sektörlerinde bir uyumsuzluk olduğunu gösteriyor.

Özellikle dikkat çeken nokta, gelirin çarpık paylaşımında yaşanan artış. Yılın ikinci çeyreğinde emeğin gelirden aldığı pay 5 puana yakın azalarak yüzde 42.7’den yüzde 38.1’e düşerken, sermayenin payı yaklaşık 4 puanlık bir artışla yüzde 37.7’den yüzde 41.6’ya yükseldi. Bu durum, yatırımın da düşüş göstermesiyle desteklendi. Sabit sermaye oluşumu, yılın başında yüzde 22.2’den yüzde 21.2’ye gerilemiş, bu da sermayenin ekonomik aktiviteye daha az katkı sağladığını gösteriyor. Bu durum, uzun vadede ekonomik sürdürülebilirliği tehdit eden bir faktör olarak değerlendiriliyor.