Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Düsseldorf’taki karmaşık bir yatırım sürecini detaylandırırken, aslında yıllar boyunca devam eden bir stratejinin de itirafını yaptı. 4,5 milyon Euro’ya bir bina ve 8,5 milyon Euro’ya bir AVM gibi büyük miktarlarda gayrimenkul alımları, aslında Almanya’ya iltica planının sadece bir parçasıydı. Bu durum, özellikle Almanya’dan iltica hakkı arayışının, vatandaşlık alma sürecinden ziyade öncelikli bir motivasyon olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Murat Ağırel’in haberleri doğrultusunda, Gökçek ailesi – oğulları Ahmet ve eşi Hülya – Düsseldorf’ta şirketler kurarak Almanya’da vatandaşlık edinme hevesindeydi. Ancak, Alman vatandaşlığına geçişin karmaşık ve uzun süreli bir süreç olduğunu, katılması gereken engelleri de netleştirdi. Kesintisiz Almanya’da 5 yıl ikamet izni, yeterli geliri, A2 veya B1 seviyesinde Almanca bilgisi ve vatandaşlık testinden başarılı geçme gibi şartlar, bu hedefin önünde duruyordu. Bu şartların tamamını sağlayan birinin, sadece yatırım yaparak otomatik olarak vatandaşlık hakkı kazanması mümkün değildi.

Alman yasaları, vatandaşlık başvurularında yatırımın tek başına yeterli olmadığını vurguluyordu. Vatandaşlık için, kişinin Almanya’da fiilen yaşadığı süre, dil bilgisi ve diğer şartların sağlanması gerekiyordu. Ayrıca, eyalet başbakanı veya İçişleri Bakanı’nın istisnai olarak vatandaşlığa alınması da bir seçenek olarak karşın çıkabiliyordu. Bu durum, Almanya’nın vatandaşlık kriterlerinin, sadece ekonomik yatırımlar değil, aynı zamanda bireyin Almanya’ya uyum sağlama yeteneğini ve ülkeye katkı potansiyelini de değerlendirdiği anlamına geliyordu. Bu süreçte, istisnai vatandaşlıklar, ülkenin itibarını artıracak ve uluslararası alanda temsilini güçlendirecek kişilere veriliyordu.

<

Bu karmaşık süreçte, geçmişte FETÖ’cülerin benzer yöntemleri kullanarak Almanya’ya iltica başvurusu yapma stratejisi yeniden gündeme geldi. Gökçek ailesinin durumu, FETÖ’cülerin Almanya’ya kaçmadan önce veya kaçtıktan hemen sonra kullandığı, emlak alımı, şirket kuruluşu veya taksi şirketleri kurma gibi taktiklerin bir örneğiydi. Bu taktik, Türkiye’deki siyasi ve hukuki gelişmelerden etkilenen bireylerin, Almanya’da iltica talebinde bulunarak, ‘Duldung’ yani koruma hakkını elde etmelerini amaçlıyordu. Bu durum, Almanya’da devlete yük olmamalarını sağlayarak, oturma iznine dönüşmelerini ve sonrasında 5 yıllık süre geçtikten ve gerekli şartlar sağlandıktan sonra vatandaşlık almalarını mümkün kılmaktaydı. Bu durum, daha önce FETÖ’cülerin benzer stratejileri kullanarak Almanya’da iltica başvurusu yapmalarının bir göstergesiydi.