Türkiye, genç nüfusunun büyük bir kısmının yaşamış olduğu derin bir mutsuzluk ve umutsuzluk atmosferiyle karşı karşıya. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş gibi kentlerde yaşanan, eğitim hayatını derinden sarsan vahşi saldırılar, bu durumun sadece güvenlik ve şiddet boyutunu değil, aynı zamanda gençlerin iç dünyasında yarattığı boşluğu da gözler önüne serdi. Bu trajik olaylar, gençlerin neden bu kadar ‘mutsuz’ olduğunu sorgulamak için bir dönüm noktası oldu.

Araştırmalar, gençlerin en büyük sorunlarının başında ekonomik sıkışma ve hayata atılamama geldiğini gösteriyor. Yüksek işsizlik oranları (yüzde 20-25 civarında), gençlerin iş bulma süreçlerini uzatarak, alacakları ücretlerin yaşam maliyetlerini karşılamamasıyla birleşince, ev kurma ve bağımsızlık hayalleri suya düşüyor. Bu durum, ‘ev gençliği’ olarak adlandırılan, 15-34 yaş aralığındaki, ekonomik ve sosyal açıdan ailelerine bağımlı, sosyal hayattan kopuk ve gelecek kaygısı taşıyan bir nüfusun ortaya çıkmasına neden oldu. Bu gençlerin, ‘gecikmiş yetişkinlik’ riskiyle karşı karşıya kalması, toplumsal bir endişe kaynağı oluşturuyor.

Barınma krizi, gençlerin yaşamlarını daha da zorlaştırıyor. Büyükşehirlerde kira oranları uçarak, bir kişinin gelirinin %60-80’ini kaplıyor. Öğrencilerin ve yeni mezunların bu koşullarda yaşamını sürdürmesi neredeyse imkansız hale geliyor. Bu durum, sadece ekonomik bir sorun olarak değil, aynı zamanda psikolojik bir bağımlılık krizi olarak da kendini gösteriyor. Bağımsızlık ve özgürlük arayışları, ekonomik gerçeklerle çarpışınca gençler, ‘diploma değersizleşti’, ‘gelecek belirsiz’ gibi olumsuz düşüncelere kapılıyor. Sosyal medyanın etkisi, bu durumu daha da derinleştiriyor; gençler, kendilerini sürekli olarak Türkiye ile değil, Avrupa ile kıyaslayarak, ‘ben geride kaldım’ hissine kapılıyor.

Bu durum, gençlerin varoluşsal bir belirsizlikle yüzleşmesine yol açıyor. Sürekli sınav baskısı, rekabet, ekonomik stres ve sosyal hareketlilik eksikliği, erken yaşta tükenmişlik sendromuna neden oluyor. Yalnızlık, sosyal izolasyon ve dijitalleşmenin yarattığı yüzeysel arkadaşlıklar, gençlerin ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. TÜİK verilerine göre, mutluluğun ana kaynağı hala aile olsa da, gençler aileden uzaklaşmak istiyor. Sistem ise gençlere alan açmıyor ve bu da bir arada kalmışlık krizine yol açıyor. ‘Fırsatım olursa yurt dışına giderim’ diyen gençlerin sayısı, geleceğe dair güven kaybının bir göstergesi. Bu nedenle, Türkiye'nin genç nüfusu, kendi geleceğini şekillendirebilmek için daha fazla fırsat ve umut bekliyor.