Tunceli'nin karanlık sırlarını gün yüzüne çıkarmaya çalışan kadın hakları savunucuları, Gülistan Doku vakasının üzerinden geçen uzun yıllar boyunca sürdürülen hassas adımların önemine işaret ederken, bu sürecin gecikmesinin, soruşturmanın yeterince özenli yapılmadığının bir göstergesi olduğunu vurguluyor. Doku'nun kayboluşunun ardından gelen uzun süren sessizlik ve ardından atılan adımlar, adalete ulaşma mücadelesinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Bu hassas noktayı özellikle vurgulayan Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi üyesi İrem İlhan, Rojvelat Kızmaz'ın kayboluşunun da bu adaletsizliğin bir parçası olduğunu savunuyor. Kızmaz'ın ölü bulunması, Gülistan Doku vakasının tek bir trajedinin ötesinde, sistematik ihmaller ve hesap vermeyenlerin varlığını da gözler önüne seriyor. Bu durum, kadınların hak arayışındaki kararlılığını ve adaletin gecikmiş olsa bile mutlaka sağlanması gerektiğini bir kez daha kanıtlıyor.
Rojvelat Kızmaz'ın kayboluşu ve ardından bulunan cesedine ulaşıldığı olay, aynı zamanda benzer vakaların da yaşanmasının ardındaki sorumlu kurumların ve yetkililerin ihmallerini de son derece acı bir şekilde ortaya koyuyor. Ailelerin yıllardır yaptığı kayıp başvurularının gecikmesi, soruşturma sürecindeki eksiklikler ve ölümün ardından etkin bir araştırma yürütülmemesi, kadınların yaşam hakkının korunması konusunda ciddi bir alarm zili çalmaktadır. Bu durum, kadınların yaşam hakkını ilgilendiren her dosyanın ihmal edilmemesi ve adil bir şekilde çözülmesinin önemini bir kez daha vurgulamaktadır.
Soruşturma ekibinin, bu trajik olayların ardındaki tüm gerçekleri ortaya çıkarması ve sorumluların adil bir yargı süreciyle hesap vermesini sağlaması, kadınların adalete olan inancını yeniden tesis etmek için hayati önem taşımaktadır. Bu çabalar, sadece Gülistan Doku ve Rojvelat Kızmaz'ın ailelerine değil, aynı zamanda benzer trajedilerin yaşamasına karşı duran tüm kadınlara bir umut ışığı olmalıdır.