Türkiye’nin ekonomik durumu hakkında son veriler, resmi istatistiklerle saha gerçekliği arasında keskin bir uçurumun ortaya konmasıyla dikkatleri yeniden çekti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayınladığı Haziran ayı işgücü istatistikleri, diğer veri kaynakları tarafından sorgulanırken, ekonomideki temel göstergelerin tutarsızlığı endişeleri artırıyor. Bu durum, devletin ekonomik performansı hakkında kamuoyunda oluşan algıyı daha da karmaşık hale getiriyor.
YENİ Parti Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, TÜİK’in açıkladığı yüzde 7,6’lık işsizlik oranını, vatandaşın deneyimleriyle çeliştiğini vurgulayarak, ‘iki farklı Türkiye’nin’ varlığını işaret etti. Kapanan şirketlerin artış hızı, İşkur’a kayıtlı işsiz sayısındaki yükseliş ve İşsizlik Sigortası Fonu başvurularındaki patlama gibi veriler, TÜİK’in rakamlarının gerçek ekonominin aksine olduğunu gösteriyor. Bu durum, resmi verilerin güvenilirliği konusunda ciddi soruları beraberinde getiriyor.
İşsizlik Sigortası Fonu başvurularında yaşanan ani artış, özellikle dikkat çekici bir detay. Mayıs ayında 114 bin olan başvurunun, haziran ayında 154 bin seviyesine yükselmesi, işsizliğin ‘düştüğü’ iddiasıyla çelişiyor. Bu durum, iş gücüne erişimi kaybedenlerin sayısındaki artışın, TÜİK’in belirlediği işsizlik tanımına uymayan işsizler arasında yoğunlaşmış olabileceğini düşündürüyor. İstanbul Sanayi Odası’nın saha tespitleri de benzer bir tabloyu ortaya koyarak, 10 ana sektörün 8’inde yaşanan daralmayı ve artan işten çıkarmaları vurguluyor.
Bu çelişkili veriler, ekonomideki temel sorunların, sadece resmi istatistikler tarafından değil, saha verileri ve bireysel deneyimler aracılığıyla da ortaya konulması gerektiğini gösteriyor. ‘Fabrikadaki üreticiye mi, yoksa masa başındaki istatistikçilere mi inanacağız?’ sorusu, kamuoyunda giderek daha fazla yankı buluyor ve ekonomik politikalarda daha bütüncül bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.”}