Beyaz Saray'da düzenlenen geniş kapsamlı basın toplantısında kameraların karşısına geçen ABD Başkanı Donald Trump, Tahran yönetimine yönelik söylemlerini sertleştirdi. Bölgedeki askeri hareketliliğe dair detaylar paylaşan Trump, İran ile yürütülen diplomatik temaslar için Salı akşamı yerel saatle 20.00'yi son mühlet olarak belirlediğini ilan etti. ABD Başkanı, masada bir anlaşma sağlanamaması durumunda, tüm ülkenin tek bir gece içerisinde haritadan silinebileceği yönünde ağır bir tehditte bulundu.

Gerçekleştirilen basın toplantısında olası bir operasyonun kapsamına dair ipuçları da veren Trump, belirlenen sürenin dolmasıyla birlikte İran'ın ulaşım ağları ve enerji altyapısının hedef alınacağını ileri sürdü. Köprülerin yerle bir edileceği ve elektrik şebekelerinin kalıcı olarak susturulacağı bir askeri planın hazır olduğunu belirten Trump, sivil yerleşimleri de etkileyebilecek bu tür saldırıların Cenevre Sözleşmesi'ne aykırılığı konusundaki soruları ise cevapsız bırakmayı tercih etti. New York Times muhabirine yönelik sert ifadeler kullanan Trump, askeri müdahalenin kaçınılmaz olmadığını ancak seçeneklerin en önünde durduğunu vurguladı.

Müzakere masasında Washington'ın önceliklerini sıralayan Trump, özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirilen küresel enerji sevkiyatının güvenliğini şart koştu. Petrol ticaretinin kesintisiz sürmesinin kırmızı çizgileri olduğunu ifade eden ABD Lideri, bölgedeki Kürt gruplara da bir uyarı göndererek olası bir çatışma ortamından uzak durmalarını istedi. Trump, bu grupların sürece dahil olmasının sadece can kaybını ve kaosu artıracağı değerlendirmesinde bulundu.

Toplantının son bölümünde ise ABD'nin geleneksel müttefiklerine yönelik sitem dolu açıklamalar öne çıktı. NATO üyesi ülkelerin, özellikle de İngiltere ve Almanya'nın İran krizinde Washington'ı yalnız bıraktığını savunan Trump, bu durumdan duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. Benzer şekilde Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ülkelerin de yeterli desteği vermediğini iddia eden Trump, Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik maliyetlerinin ABD tarafından üstlenilmesinin artık sürdürülebilir olmadığını ve diğer devletlerin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini sözlerine ekledi.