Türkiye ekonomisinin tarihinde, 40 yıldır çözüme kavuşturulamayan bir hesap duruyor: Irak’a verilen krediler ve Bekhme Barajı projesi kapsamında oluşan alacak. Bu devasa borç yükü, güncel döviz kurlarıyla 75 milyar lirayı aşmış durumda ve Türkiye’nin uluslararası mali dengesi üzerinde önemli bir etki yaratıyor. Bu karmaşık mesele, uluslararası tahkim kararları, siyasi istikrarsızlıklar ve jeopolitik faktörlerin iç içe geçtiği bir tablo ortaya koyuyor.
İzinen nokta, alacakların köklerinin 1980’li yıllara uzanması ve Türkiye Merkez Bankası’nın (TCMB) Irak Merkez Bankası’na yaptığı krediler ile Bekhme Barajı Projesi’nden kaynaklanan 1 milyar 613 milyon dolarlık alacakların bir araya gelmesi. Bu alacaklar, ENKA İnşaat’ın Irak’taki Dicle Nehri üzerindeki baraj inşaatı sırasında ortaya çıkan bir sorunla ilintili. Irak hükümetinin ENKA’ya para yerine senet vermesi ve daha sonra bu senetlerin TCMB tarafından satın alınması, uzun vadeli bir alacak yüküne dönüşmüş. Bu süreç, 1989’da iki merkez bankası arasında imzalanan bir anlaşma ile pekiştirilmiş ve Türkiye’nin Irak’a yaptığı bu kredinin bilançosuna geçirilmesine neden olmuş.
Ancak bu alacak sadece geçmişle sınırlı değil. 1 milyar 521 milyon 195 bin doları Türkiye’nin Irak Merkez Bankası’na verdiği nakit kredilerden, 92 milyon 574 bin doları ise Bekhme Barajı Projesi kapsamında satın alınan senetlerden oluşuyor. Bu durum, Türkiye’nin mali yükümlülüklerini artırarak, özellikle Körfez Savaşı, Birleşmiş Milletler yaptırımları ve Irak’taki uzun süren siyasi istikrarsızlık gibi konjonktürel faktörlerin alacakların tahsilini engellemesine yol açmış. Bu karmaşık siyasi ve ekonomik ortam, alacağın hukuki varlığını koruyarak, Türkiye’nin mali hesaplarına ek bir yük olarak kalmasına neden oldu.
Son olarak, CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın Paris İstinaf Mahkemesi’ndeki davadaki yenilgiyi duyurması, konunun uluslararası arenada da gündeme gelmesine neden oldu. AKP’nin Paris davasını kaybetmesi, 1 milyar 471 milyon dolarlık tahkim cezasının ödenmesi için geri sayımının başladığı yönünde bir sinyal veriyor. Bu durum, Türkiye’nin mali geleceği ve uluslararası ilişkileri açısından önemli bir dönüm noktası olabilir ve alacak konusunun çözümü için yeni stratejilerin geliştirilmesini gerektirebilir. Bu alacak, Türkiye’nin ekonomik ve politik manevrasını etkilemeye devam edecek ve gelecekteki ekonomik politikaların şekillenmesinde önemli bir rol oynayacaktır.”}