Bureyc Mülteci Kampı'nda, yıkıntılar arasında yaşamaya çalışan Refik Bedran, sadece bir baba değil, aynı zamanda bir umut arayışının sembolü. 41 yaşındaki Bedran, İsrail'in 2023'te başlattığı saldırıların ardından evini ve ailesini kaybettiği o sabahın acısını, her gün yeniden yaşıyor. Enkazın hemen yanında kurduğu çadır, onun için bir yaşam alanı değil, aynı zamanda kayıp çocuklarının ve sevdiklerinin anısına kurduğu bir mezar gibi. Günlerini, enkazın altında kalan oğullarının cenazesini bulmaya çalışarak geçiriyor, umutsuzluğun karanlığında bile bir ışık arayışında.

17 Ekim 2023'te yaşanan yıkıcı saldırı, Bedran'ın hayatını sonsuza dek değiştirmiş. 7 çocuğunun ve eşinin hayatını yitirdiği o sabah, sadece bir aile değil, tüm Gazze'nin yaralarını daha da derinleştirmiş. Sadece 17 Ekim'de değil, daha sonraki saldırılarda da evini terk etmek zorunda kalmış, 5-6 kez yer değiştirmiş. Ateşkesin ardından, oğullarının cenazesinin olduğu bölgeye geri dönmüş, ancak geri dönüş, umut değil, daha da büyük bir çaresizliğin başlangıcı olmuş. ‘Çünkü bu enkazın altında hâlâ 4 oğlumun cenazesi bulunuyor,’ diyerek, acısını ve çaresizliğini dile getiriyor, ağır iş makinelerinin yardımı olmadan çıkarılamayacak cenazelerin olduğunu vurguluyor.

Yaşadığı travma, Bedran'ı sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik olarak da derinden etkilemiş. Yaklaşık üç yıldır, çocuklarının izini sürmeye çalışıyor, onların tedavisi için Mısır’a götürülen Yüsra ve Muhammed’in nerede olduklarını bile bilmiyor. Kızının ilizarov tekniğine ihtiyacı var, oğlunun ise gözünü kaybetti. Hayatta kalan iki çocuğundan da ayrı, her gün çocuklarının yanındayken, umutsuzluğun karanlığında, dünya ile bağını koparmaya yüzüstü geliyor. ‘Tüm dünyaya seslendim. Şimdi çocuklarımdan sadece bir kızım ile bir oğlum kaldı,’ diyerek, çaresizliğini ve yardım çağrısını tüm dünyaya duyuruyor.

Refik Bedran'ın hikayesi, Gazze'deki sivillerin yaşadığı acıları ve yıkımları gözler önüne seriyor. Tek isteği, enkazın altında kalan çocuklarının cenazesini bulmak ve tedavi gören çocuklarının yanında olabilmek. ‘Tek isteğim var; enkaz atındaki çocuklarımın naaşına ulaşmak ve tedavi gören iki çocuğumun yanına gitmek,’ diyerek, insanlığın ortak sorumluluğunu hatırlatıyor. Bu, sadece bir babanın hikayesi değil, aynı zamanda umutsuzluğun ve çaresizliğin karşı karşıya geldiği bir insan dramı. Kayıpların acısıyla başa çıkarken, hayata tutunmaya çalışan bir baba, dünyaya yardım çağrısı yapıyor.”}